KCK davası “kararı” hukuksuzluktur

2009 yılında Demokratik Kürt siyasetine karşı  gerçekleştirilen siyasi soykırım operasyonu ile  yüzlerce Kürt siyasetçi, belediye eşbaşkanı, belediye  ve İl genel meclis üyeleri  gözaltına alınmış, son derece zorlama ve suni gerekçelerle tutuklanarak yıllarca süren bir tutsaklığa tabi tutulmuşlardı.

Ulusal ve uluslararası kamuoyu vicdanında mahkûm olan, tam anlamıyla bir hukuk skandalı ve faciası olduğu kabul edilen KCK ana davası on yıl süren bir “yargılama” sonrasında “sonuçlandırıldı” !

Bizzat Cumhurbaşkanlığının hazırlattığı raporlarda da, bir FETÖ operasyonu ve kumpası olduğu açıkça belirtilen KCK davası uluslararası hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

Bu “soruşturmayı” açan,  “yargılamayı yapan” tüm savcı ve hâkimler yaptıkları hukuksuzluklar, yasa dışılıklar ve kumpaslar nedeniyle tutuklanarak yargılanmaktadırlar.

Ergenekon, Balyoz vb. davalar bu nedenle beraatla sonuçlandırılarak düşürülürken, aynı kumpasın bir parçası olan KCK davasına karşı tam anlamıyla bir çifte standart uygulanmıştır.

AKP-MHP faşizminin Kürt düşmanlığı üzerinden oluşturduğu milliyetçi-ırkçı ittifak’ın  “yargı” üzerindeki baskıları ve talimatları sonucunda Yargıtay bu hukuk faciasını ve siyasi soykırım operasyonunu sahiplenerek onaylamıştır.

AKP-MHP faşist ittifakının, genelde demokratik siyaseti, özelde de demokratik Kürt siyasetini  tasfiye etme amaçlı  yürüttüğü politika ve uygulamalar KCK davası şahsında derinleştirilmiştir.

KCK davası  “kararı” yasa ve hukuk tanımazlığın somut bir ifadesidir.

Kürt halkına yasal, demokratik ve barışçıl siyaset yapma imkan ve olanaklarını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen son derece ırkçı, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı ideolojik-politik bir karardır.

Aynı zamanda HDP milletvekilleri de olan, Eşbaşkanımız Sayın Leyla Güven ve Eşbaşkanlık Divan üyelerimiz  Sayın Musa Farisoğulları ve önceki dönem milletvekili Selim Sadak’ın da içinde olduğu yüzlerce Kürt siyasetçinin şahsında Demokratik siyaseti ve muhalefeti bastırmayı ve tasfiye etmeyi amaçlayan bu kararın Türkiye halklarına, demokrasisine,  evrensel hukuka ve özellikle de halklarımızın kardeşliğine ve birliğine kastettiği açıktır.

Bu kararın hukukta bir karşılığının olmadığının altını çizerek, kararı veren “ savcı” ve “yargıçların” halklarımız, uluslararası toplum ve evrensel hukuk karşısında şimdiden mahkûm olduklarını belirtmek istiyoruz.

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere ulusal ve uluslararası hukuk kurumlarını bu “karar” karşısında evrensel hukuka ve adalet değerlerine sahip çıkmaya, Demokratik Kürt Siyaseti ile dayanışmaya;

Yine halkımız başta olmak üzere, tüm Türkiye halklarını ve demokratik siyaset kurumlarını bu karar karşısında tutum almaya çağırıyoruz.

Hiçbir politik “yargı” kararının bedeli ne olursa olsun halkımızı ve onun demokratik kurumlarını demokratik siyaset yapma kararlılığından alıkoyamayacaktır.

26.09.2019

DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ