BASINA VE KAMUOYUNA

AKP-MHP faşizmi,  Ortadoğu ve  Türkiye’de kan kaybetmeye devam ederken buna paralel bir şekilde Kürt halkının demokratik ve meşru siyasal alanına da pervasızca saldırmaya devam ediyor.

Bu basın açıklamamızla  iki temel konuya kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz. Birincisi Eşbaşkanımız sayın Leyla Güven’e yapılan siyasi linç; ikincisi Kongremizin kendisine ve  değerli delegasyonuna yönelik içi boş iddilarla yapılan gözaltı ve tutuklamalara ilişkindir.

Bu saldırıların son halkası, Barışın ve Demokrasinin yeniden tesis edilmesi, ölümlerin ve savaşların durması, diyalog ve müzakere ile sorunların çözülmesi  için bedenini  ikiyüz gün açlığa yatıran eş başkanımız sayın Leyla Güven’e yönelik devreye konulan konsept ile ilgilidir.

Saldırılar, eş başkanımızın Amed’te günlerdir kayyım faşizmine karşı direnen halkımızı ziyaret ettiğinde  yaptığı bir konuşmaya odaklanarak başlatılmıştır. Eş Başkanımızın daha önce de yaptığı bir çok konuşmadan hiçbir farkı olmayan bu konuşma, havuz medyasının her zaman yaptığı gibi bağlamından uzaklaştırılmıştır.

Eş Başkanımız yıllardır yaptığı konuşmalarda, verdiği ropörtajlarda aynı konuya defalarca vurgu yapmıştır. Eğer siyasal alanın meşruluğuna müdahale edip kriminalize ederseniz, eğer Kürt halkının yaşadığı coğrafyayı savaşla, yıkımla, orantısız ve hukuksuz gözaltılar ve tutuklamalarla büyük bir hapishaneye çevirip halkın gündelik yaşamın işkenceye çevirirseniz , bu politika ile barışı ve ölümleri durdaramazsınız, bu zihniyette ısrar etmekle sadece dağın yolunu açabilirsiniz  demiştir.

Eşbaşkanımızın yaptığı tespit, yıllardır Kürt Sorununun  savaş ile değil ,barış ve demokrasi ile siyasal yollardan çözülmesini isteyen her kesimin rahatlıkla dikkat çektiği bir konudur. Zira  ‘siyasal alanı daraltırsanız savaşın ve dağın yolu açılır’ tespiti, AKP’nin yetkilileri başta olmak üzere bu savaşı yürüten generaller, bu konuda araştırma yapan kesimler, daha önce iktidarda olan siyasi partilerin temsilcileri tarafından da defalarca söylenmiştir. Doğal olarakta siyaseti yasakladığınızda insanları başka alternatiflere zorlamış olursunuz. Eş başkanımızın bu tespiti tam da AKP’nin  bu politikasını teşir ettiği için linç ediliyor ve bu saldırıların hedefi haline getiriliyor.

Eş başkanımızın hedef alınmasının arka planındaki asıl amaç  ise kadın iradesi ile ikiyüz gün direnerek tecridi kırması vardır. Dolayısı ile bu saldırıların arkasında gizlenmiş asıl hedef, eş başkanımız şahsında tecridin kırılması ile halkta yaratılan moral ve motivasyonu dağıtmaya ve itibarsızlaştırmaya yönelik komplodur.  Tecridin kırılmasını hazmedemeyen AKP-MHP çizgisi, bir çok Kürt siyasetçisine daha önce yaptıkları oyunu devreye koyarak meseleyi kişisel bir zemine çekmiş ve  eşbaşkanımızdan adeta intikam almak istemiştir.

Eşbaşkanımızın şahsında yapılan kollektif saldırılar tüm halkımıza ,kongremize, demokrasi, barış ve çözüm isteyen bütün demokratik muhalefet alanına yapılmıştır. Yıllardır savaş çığırtkanlığı yaparak binlerce gencin ölümüne neden olmuş siyasal anlayış ve zihniyetler, başkalarını hedef göstermeden önce kendilerine bakmalıdır. Savaş ve gerilim politikası AKP’nin uzun süreden beri itina ile yürüttüğü temel politika haline gelmiştir. Tüm kamuoyu şunu bilmelidir ki başta eş başkanımız olmak üzere demokrasi ve barıştan yana olan herkes AKP’nin savaşı kendilerine can simidi yapan oyununu bozmaya devam edecektir. AKP barıştan korkuyor, savaştan besleniyor. Bu politikaların sonu yoktur. Bu ülkenin tüm yurttaşlarını, kol kola omuz omuza vererek yıllardır iktidar partilerinin siyasal ve ekonomik rant karşılığında Kürt karşıtlığı ve savaş çığırtkanlığı ile Kürt meselesini istismar etmelerine  karşı çıkmaya davet ediyoruz. Eş başkanımızın yaptığı bir siyasal tespiti sanki yeni bir şeymiş gibi  devreye sokarak savaşa ve şiddete hizmet edecek olan bir kışkırtmayı hedeflemektedir.  Yanısıra  bu durum, AKP-MHP faşizminin keybederken kendilerini kurtaracak en küçük bahanelere sığınma çaresizliğiden başka bir şey değildir.

Yine bu saldırı  korosuna meclisteki kimi küçük partiler de eş başkanımızın millevekili kimliğini ve dokunulmazlığını hedef alarak hadlerini aşacak şekilde eşlik etmiştir. Bu kesimler de şunu iyi bilmelidir: Eşbaşkanımız, dokunulmazlığını halkından ve yıllarca verdiği demokratik ve meşru mücadele geleneğinden  almaktadır. Kaldı ki bedenini ikiyüz gün açlığa yatırmış olan bir insanı dokunulmazlıklarla tehdit etmek büyük bir siyasi cehalet  gerektirir. Bu küçük partinin, dokunulmazlığı gündeme getirmesini, birilerine yaranmanın  ve kurulması olası siyasi partilerin yarattığı basıncın korkusundan kurtulmanın basit  ve ucuz bir yolu olarak değelendirmekteyiz.

Saldırıların ikinci halkasında, uzun süreden beri  halkımız ve kurumlarımız tarafından seçilen kongremizin delegasyonu ve kamuoyuna mal olmuş binlerce  insanın emeği ile kollektif  bir şekilde yapılan değerli çalışmalarımız  var. En son Van’da hukuksuzca yapılan ev baskınlarında eş başkanlık divanı üyemiz sayın Fikret Doğan ve bir çok delegemiz hukuksuzca gözaltına alınmıştır. Eş başkanlık divanı üyemiz Fikret Doğan ve 6 eski ve yeni delegemiz tutuklanmıştır. Bu hukuksuz tutuklanma ve gözaltıları kabul etmiyor ve kınıyoruz. Bu şekilde sonuç alınamayacağını daha önce defalarca dile getirmemize rağmen Kongremize yönelik bu politikalarda ısrar etmek, sadece demokrasiye ve barışa zarar verir . Bizleri de mücadelemizde daha kararlı bir hale getirir.

Kongremize uzun süreden beri mesnetsiz iddialarla çeşitli biçimlerde baskılar uygulanmaktadır. Kongremize  yapılan baskınlarda aldıkları delege listemizi iddianemelere sıkıştırarak halkın ve kurumların iradesi ile seçilen delegerimiz şahsında kongremizin meşru ve demokratik kimliği kriminal hale getirilmek istenmektedir. Hazırlanan iddianamelerdeki  mesnetsiz iddialar bu ülkenin hukukunun geldiği noktayı açıkça göstermektedir.Kongremize ve Delegelerimize yönelik yapılan gözaltı ve tutuklamalar artık bir keyfiyete dönüşmüştür.

Bunlardan sadece birisini söylersek gözaltına alınan delegelerimizin bir kısmına yönelik sorulan sorulardır. 9 ekim  2018 de evleri hukuksuz bir şekilde basılarak gözaltına alınan delegelerimizin  çoğunun 19 Ağustos’ta yeniden evleri basılmış ve  gözaltındayken bir yıl önce kendilerine  sorulan sorular yeniden sorulmuştur.Bu durum devlet ve hukuk mercilerinin ortaklıığı ile  yapılan aleni bir işkenceye dönüşmüştür. Kongremize yapılan saldırılar, AKP’nin savaşı kendini kurtarmaya yönelik bir araca çevirme konseptinin bir parçası olduğu bilinmelidir.Kongremiz ile ilgili iddianame, gözaltı ve tutuklamalara dair yakın zamanda hukuk komisyonumuzun hazırladığı bir  dosya kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Tüm kadın hareketlerine,halklarımıza, ulusal ve uluslararası kamuoyuna , demokratik kitle örgütlerine, sendika ve emek örgütlerine ve genel olarak  demokratik muhalefet alanlarına çağrımızdır. Başta eşbakanımız sayın Leyla Güven şahsında olmak üzere Kongremize, delegelerimize ve Kürt siyasetinin tüm kurumlarına yönelik bu pervasız ve tehlikeli saldırılar karşısında dayanışma için de olmak  geleceğimiz ve ortak yaşam talebimizin karşılık bulması ve sürdürülmesi için hayati önem arz etmektedir. Tüm halkımızın, kamuoyunun ve dostlarımızın ayrıca şunu iyi bilmesini istiyoruz. Bizler fazizm ile mücadele geleneğinin kararlı ve direngen halkalarından birisiyiz. Üzerimizde sürdürülen haksız ve hukuksuz baskılar, sadece haklılığımızı,kararlılığımızı ve mücadeleye olan inancımızı güçlendirmekten başka bir işe yaramayacağı bilinmelidir.  Bizler bütün savaş çığırtkanlarına ve bu konuda devreye konulan kirli oyunlara  rağmen ülkemize ve halkımıza onurlu barışı getireceğimizin yeniden sözünü veriyoruz.

14 Eylül

DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ