Leyla Güven: Devlet Kürdistan’ı tümden Roboskileştirmek istiyor

DTK Eş Genel Başkanı Güven, devletin Kürdistan’ı tümünü Roboskileştirmek istediğine dikkat çekti.

Hakkari sonrası Lice‘de sivillere yönelik gerçekleşen saldırıları değerlendiren Güven, devletin bilinçli bir şekilde sivil halkı hedef aldığını, bu yöntemle 1990’lı yıllarında olduğu gibi bölgeleri boşaltmayı amaçladığını söyledi. Güven, her şeye rağmen Kürt halkının dimdik ayakta olduğuna dikkat çekerken, “Bugün toplum bu yaşananları kanıksamış gibi gözükse de durum öyle değil. Ben bunun seçime kadar bile süreceğini düşünmüyorum” dedi. Güven, “Arap Baharı’nda yıllarca despot iktidarlar tarafından bastırılan toplum nasıl ki bir gün geldi patladıysa, burada da halk patlayacak” diye belirtti.

‘KAZA DEĞİL, KATLİAM’

Kürt halkına Kurban Bayramı’nda da rahat vermeyen AKP/Saray rejimi, “sokağa çıkma yasakları”na, sivilleri panzerle ezme zulmüne bir de silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile vurma ve silahla tarama vahşetini ekledi.

Kürdistan’da sivil halka yönelik artan devlet terörünü ANF’ye değerlendiren Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven, Türk devletinin denemediği ölüm yönteminin kalmadığını belirtti. Bu ölüm yöntemleri kapsamında kimi zaman sivillerin direkt hedef alındığını; kimi zaman ise kaza denilerek çok sayıda suç işlendiğine işaret eden Güven, “Silopi ‘de evinde uyuyan iki çocuk panzer tarafından öldürüldüğünde araç kontrolden çıkmış oluyor ya da Yüksekova’da esnaflar tarandığında, dört sivil yurttaş öldürüldüğünde zırhlı aracın üzerindeki silahın kendi kendine ateş aldığı söyleniyor. Kurban Bayramı’nda da Hakkari’de piknik yapan Mehmet Temel isimli yurttaş katlediliyor ve yanındaki siviller ağır yaralanıyor” dedi. Bu yaşananların hiçbirinin hata, kaza olmadığını, hepsinin bilinçli yapıldığını kaydeden Güven, helikopterle köylülerin tarandığı Lice’de daha önce de yaşlı bir kadının panzer çarpması sonucunda hayatını kaybettiğimi hatırlattı. “Bunlar kaza ya da kader değil” diyen Güven, “Böyle göstermeye çalışıyorlar. Türkiye’nin batısındaki belki insanları buna ikna edebiliyorlar; çünkü manipüle edilmiş ve tek yönlü bir aktarım yapan bir medya var. Ama Kürdistan halkı bu manipülasyonları asla kabul etmiyor ve bu yaşananların kaza değil katliam olduğunu biliyor” diye konuştu.

‘1990’LI YILLARIN KONSEPTİ DEVREDE’

Saldırıların amacının bölgeyi insansızlaştırmak olduğuna dikkat çeken Güven, operasyonlar için sivilleri engel olarak gören devletin, Yüksekova, Lice gibi bölgeleri savaş yöntemleriyle boşatmak istediğini söyledi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı, “bu kış operasyonlarla geçecek” açıklamasının bu konseptin işareti olduğunu belirten Güven, 1990’lı yıllarda da aynı yöntemlerin denendiğini; insanların yaşadıkları yerlerden çıkmayınca ve koruculuğu kabul etmeyince 4 bin köyün yakıldığını hatırlattı. Şu anda aynı konsept kapsamında Sur’da ve Hasankeyf’te evlerle birlikte tarihin de yıkıldığını dile getiren Güven, “Bu aslında çökertme planının bir parçası. Daha rahat savaşabilmek ve katliamlar yapmak istiyorlar. Orada yapılan insanlık suçlarına kimsenin tanıklık etmemesi için de insanları tekrar göçe zorluyorlar; göç etmeyince de Hakkari’de olduğu gibi insanları katlederek herkese gözdağı veriyorlar” diye konuştu.

‘YOĞUN BAKIM GÖZALTINDA!’

Hakkari Merkezi’ne bağlı Oğul (Talê) köyünün Kanireş mezrasında SİHA saldırısında hayatını kaybeden Mehmet Temel’in ile yaralanan İbrahim Sak, Musa Tarhan ve İsmail Aydın isimli kişilerin ailelerini ziyaret eden Güven, saldırıda yaralananların aileleriyle dahi görüştürülmediğini, hastaneye giden bir yaralı yakının özel harekat polisleri tarafından darp edildiğini aktardı. Ailelerin yaralı yakınları ziyaret edebilmesi için HDP Milletvekili Nihat Akdoğan ile birlikte hastaneye gidip başhekimlerle görüşen Güven, “Başhekimler titreyerek yapabilecekleri bir şey olmadığını, yoğun bakım ünitesinin şu anda gözaltında tutulduğunu söylediler. İnsanların en temel hakkı olan sağlık hakkı bile engelleniyor. Çok sayıda yurttaşın yaşam mücadelesi verildiği yoğun bakım dahil emniyet yetkilileri tarafından kuşatıldığı ve gözaltında tutulduğu bir ülke düşünün. Hipokrat Yemini etmiş bir doktor, ‘yapabileceğim bir şey yok’ diyerek konumuna sokuluyor. Hastaneye ziyarete gelen yaralı yakınları darp ediliyor” dedi.

‘YALANLARI AÇIĞA ÇIKMAMASI İÇİN KONUŞMALARI ENGELLENİYOR’

Ailelerle görüştürülmeyerek, yaralanan sivillerin konuşmasının engellendiğine dikkat çeken Güven, “Çünkü konuşurlarsa SİHA’ların sivilleri vurduğu ve İçişleri Bakanı Soylu’nun yaptığı açıklamanın yalan olduğu ortaya çıkacak. Resmen yalanları açığa çıkmaması için oradaki yaralı sivillerin aileleriyle görüşmesi engelleniyor. Biz İdris Naim Şahin’den sonra İçişleri Bakanlığı’na daha beteri gelmez diyorduk ama Süleyman Soylu ile bunun daha da beteri olabileceğini gördük. Ne de olsa Mehmet Ağar’ın öğrencisi ve Mehmet Ağar da bin operasyonun sahibi” diye ifade etti.

‘HALK HER ŞEYE RAĞMEN MORALLİ’

Bayramda aynı zamanda Yüksekova köylerini dolaşıp, yaklaşık 50 aile ile görüşen Güven, yaşanan her şeye rağmen halkın moralli olduğunu söyledi. Hem halkı dinlemeye hem de tutuklu bulunan HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak’ın selamlarını iletmeye gittiğini belirten Güven, görüştüğü ailelerin aktarımlarını şöyle anlattı:

“Aileler bize çok büyük bir hak ihlaliyle karşı karşıya olduklarını söylediler. Yargıya hiçbir güvenlerinin kalmadığını, artık hak arama adına devlet kurumlarına başvurmayacaklarını, hepsinin ikiyüzlü olduğunu belirttiler. Mesela Yüksekova’da evde katledilen Necmettin Fendik’in eşi Kudret Fendik ile görüştüm. Katledilen eşinin işçi olduğunu, sabah işine gidip akşam geldiğini, kimseyle bir sorunu olmadığını söyledi. Sabah vakti polislerin pencerelerini kırarak uzun namlulu silahlarla evi basıp eşini katlettiğini, evde bulunan 40 bin TL‘ye ve eşinin kanlı pantolonun cebindeki 250 TL’ye dahil el koyduklarını aktardı. Mahkemede yaşananları anlattığını belirten Fendik, polislerin önce paraya el koyduklarını inkar ettiklerini, sonra 40 bin TL’den sadece 7 bin TL geri verdiklerini anlattı. Tüm yaşanan zulme rağmen yine de halk moralliydi. Hatta ben onlara çok moralli göründüklerini söylediğimde, haklı olduklarını, AKP’nin gidici olduğunu ve yerine gelecek hangi hükûmet olursa olsun Kürt sorununu çözmek zorunda olduğunu söylediler.’’

Halkın topraklarını terk etmemeye kararlı olduğunu, buna karşılık da AKP’nin savaşı derinleştirdiğini ifade eden Güven, Hakkari’de Heron ile yapılan saldırının ikinci bir Roboski deneyimi olduğunu kaydetti. “Devlet Kürdistan’ı tümden Roboskileştirmek istiyor” diyen Güven, “Hakkari’de, Lice’de Roboski tarzı deneyler yapıyorlar. Ama yaşanan tüm bu vahşete rağmen halkımız ayakta ve direngen” diye konuştu.

‘ZULMÜN ARTTIĞI ORANDA DİRENİŞ DE YÜKSELİYOR’

Güven, AKP/Erdoğan rejimin bu saldırıları başkanlık sistemini oturtana kadar sürdürmeyi amaçladığını ama başarılı olamayacağını vurguladı.

Güven, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Eş başkanlar, milletvekilleri tutuklanarak demokratik siyasetin önü tamamen kapatılmaya çalışılıyor, ülkenin her tarafında halka yönelik saldırılar artıyor. Bu saldırı konseptini başkanlık sistemini oturtana kadar devam ettirmek istiyorlar ama başarılı olmayacaklar. Bu geçici bir süreçtir. Bugün zulmün arttığı oranda direniş de yükseliyor. Halklar mutlaka bu zulüm konseptine ‘dur’ diyecek. Arap Baharı’nda yıllarca despot iktidarlar tarafından bastırılan toplum nasıl ki bir gün geldi patladıysa, burada da halk patlayacak. İnsanlar şu anda açıklığa mahkûm edilmiş, Nuriye ve Semih işlerine geri dönme talebiyle tam 181 gündür açlık grevinde, insanlar hukuksuz bir şekilde aşından, işinden olmuş, baskı zaten diz boyu, cezaevleri patlama noktasında, ciddi bir ekonomik kriz var. Bugün toplum bu yaşananları kanıksamış gibi gözükse de durum öyle değil. Ben bunun seçime kadar bile süreceğini düşünmüyorum.”

Son olarak Kürtlerin hiçbir zaman özgürlükleri konusunda geri adım atmadığı ve atmayacağı mesajını veren DTK Eş Başkanı Leyla Güven, “Milyonlara ulaşmış bir özgürlük, bir kimlik, bir statü talebidir” diye ekledi.

KAYNAK :  ZEYNEP KURAY / ANF