Leyla Güven: 2018 AKP’nin gideceği yıl olmalı

DTK Eş Başkanı Leyla Güven, 2017 yılının Türkiye halkları için zor ve zahmetli bir yıl olduğunu belirterek, “2018 AKP’nin gideceği bir yıl olması gerekiyor. Faşist iktidarlar hiçbir zaman seçimle gitmemiştir, halkların mücadelesiyle gitmişlerdir. Bunu dünya deneyimlerinden biliyoruz” dedi.

Demokratik Toplum Kongresi  (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven, 2017 yılını değerlendirdi. Güven, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “DTK soruşturması” adı altında yürütülen soruşturma kapsamında üye ve delegelerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar, bileşenleri olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) belediye eşbaşkanları ve yöneticilerine yönelik operasyonlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde ağırlaştırılan tecrit, Kürt Ulusal Birliği Konferansı’na ilişkin yürütülen çalışmalar ve hükümetin bölge politikalarına ilişkin Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
DTK yıl boyunca “DTK soruşturması” adıyla operasyonlara maruz kaldı. 2017 DTK açısından nasıl bir yıl oldu?
2017 yılı tüm Türkiye halkları açısından çok zor ve zahmetli bir yıl oldu. 7 Haziran seçimleri ardından AKP’nin kimyası bozuldu. HDP’nin baraj altında kalması AKP açısından en makbul olanıydı, bu olmayınca AKP’nin konseptinde değişiklik oldu ve savaş konsepti geliştirdi. 24 Temmuz 2015’in temel nedeni, 7 Haziran seçimlerinin sonuçları olduğunu düşünüyoruz. Bu konsept her geçen gün yeni bir ivme ile 2017 yılına kadar geldi. AKP bu yıl toplumun bütün kesimlerini zapturapt altına almaya çalıştı. Yargı tamamen siyasallaştırıldı, akademisyenlerden gazetecilere kadar muhalif olan tüm kesimlere sirayet eden ciddi bir dalga gelişti. Yıl sonunda geriye dönüp baktığımızda; siyasi soykırım operasyonları, belediyelere kayyum atamaları, milletvekillerinin tutuklanması, DTK’nin “terör örgütü çatısı” haline getirilmeye çalışılması, işçilerin emekçilerin, kadınların ve çocukların bu konseptten ciddi yaralar aldığı bir yıl oldu. Sadece Kürtler açısından değil, OHAL uygulamaları adı altında KHK’larla bütün topluma sirayet eden bir yıl oldu.
Bileşenlerinize yönelik aynı uygulamalar yıl boyunca devam etti. Binlerce Kürt siyasetçi tutuklandı.
Kürtleri yargı eliyle susturma konsepti yeni değil, yaklaşık 40 yıldır uygulanagelmiştir. Yeni olan Türkiye’nin batısında demokratik hak talep eden kesimlere de uygulanması. “KCK Ana Davası” olarak bilinen bir süreç başlatıldı, AKP-Cemaat ortaklığında yürütülüyordu. Bununla Kürtleri susturmak istiyorlardı. 10 bin Kürt siyasetçi cezaevine konuldu. Bugün ise darbe girişimi ardından karşı darbe ile belediye başkanları, milletvekilleri, akademisyenlerin tutuklanması meşrulaştırıldı. Mevcut Anayasa KHK’larla bir kenara atılarak, fiili bir durum geliştirildi. CHP’si, MHP’si de bu duruma karşı gelmemekte. Ülke mevcut Anayasa ile değil, AKP’nin geliştirdiği fiili Anayasa ile yönetiliyor. Ülke içinde ve dışında Türkiye’yi bekleyen ciddi sorunlar var. Türkiye ciddi bir kaosun eşiğindedir. Türkiye Ortadoğu’da sözü geçersiz ülke konumuna gelmiş durumda. Kürtlerde muhalif kimlikleriyle siyaset yürütüyorlar. Kürt sorununun çözümü için siyaset yürüttükleri için AKP’nin politikalarına maruz kalmaktadır.
Yıl içinde kongrenizi gerçekleştirdiniz ve sonuç bildirgenizin ilk maddesinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecride yer verdiniz. Tecridin 2017’ye etkisi ne oldu?
 CPT ve insan hakları kuruluşları tecrit karşısında sessiz. Herkesin AKP politikalarına teslim olduğu bir süreci yaşıyoruz. Bu uluslararası komployu akıllara getiriyor. Komploda rol alan ülkeler rolünü sürdürüyor. Türkiye bu durumu daha fazla sürdüremez. Bu yıl OHAL ve KHK’larla sürdürdü ama 2018’de artık böyle bir şansı yok.
2017 Sayın Öcalan üzerinde ağırlaştırılan tecrit politikasıyla geçen bir yıl oldu. 2015 yılından bu yana devam etti. Bir kez kardeşi ile görüştü, “görüşmeler başlarsa ölümler durabilir” denilmesine rağmen, AKP bunu duymazlıktan geldi. Sayın Öcalan’ın sesinin dışarı çıkmasını engelledi. Türkiye’nin şuan içinde bulunduğu durum tecritle bağlantılıdır. Sayın Öcalan konuşmuş olsaydı, tecrit kalkmış olsaydı; ne Türkiye’de ne de Ortadoğu’da bu denli sorunlar yaşanmazdı. Sayın Öcalan öngörülü bir insan, onlarca yılı öngörebilen bir insan. Sayın Öcalan düşünceleri ve söylemleri ile savaşı durduracak tek insandır. Bu kanıtlanmış bir durum, çözüm sürecinde devlet yetkililerinin tanık olduğu bir durum. Bu gelişen süreç birebir tecrit politikalarının sonucudur. Tecrit Türkiye halklarının lehine bir uygulama değil.
AKP, Sayın Öcalan’ın bütün olumlu düşüncelerini bir kenara bırakarak, tecridi ağırlaştırdı. Bunu yaparken sadece Sayın Öcalan hedef alınmıyor, ona bağlı olan milyonlar da hedef alınıyor. Kürt halkı bu tecridi kendi üzerinde hissetmektedir. CPT ve insan hakları kuruluşları da tecrit karşısında sessiz kalmıştır. Herkesin sustuğu, AKP politikalarına teslim olduğu bir süreci yaşıyoruz. Bütün halklara tecrit uygulanan bir yıl oldu. Halkın buna karşı tepki gösterdiğini herkes biliyor. 2017 yılı tecridin kaldırılması için Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de Kürt halkının seferber olduğu bir yıl oldu. Bunun karşısında uluslararası arenada bir sessizlik var. Bu uluslararası komployu akıllara getiriyor. Menfaat çıkar ilişkisinin halen geçerli olduğunu söylemek mümkün. Komploda rol alan ülkeler rolünü sürdürüyor. Türkiye gardiyanlık rolünü oynuyor ve Kürt halkı bunu kabul etmiyor. Türkiye bu durumu daha fazla sürdüremez. Bu yıl OHAL ve KHK’larla bu durumu sürdürdü ama 2018’de artık böyle bir şansı yok. Kürt halkının sabrı son noktaya geldi. Bu politikaların ortadan kaldırılması için daha geniş bir kampanya ile hareket edeceğiz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile 21 Mart Newroz kapsamında OHAL şartlarına rağmen eylem, etkinlik ve mitingler gerçekleştirildi. Yıla nasıl bir damga vurdu?
OHAL’in toplum üzerinde geliştirdiği bir durum söz konusuydu, dışarı adım atmak yasaklandı. Böyle bir ortamda söz söylemek, eylem yapmak oldukça zorlaştı. Tam da yılın başında toplumu susturduğunu düşünen AKP’nin politikalarına karşı, ilk olarak kadınlar 8 Mart’ta dışarı çıkmayı başardı. İstanbul’dan Van’a kadar kadınlar alanlara çıktı ve anti demokratik politikaları protesto etti. 21 Mart Newroz Bayramı ile birlikte Kürt halkı bulundukları her yerde alanlara çıkarak, Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin kalkması gerektiği mesajını verdi. Ancak AKP bu mesajı doğru değerlendiremedi. Ardından toplumsal muhalefet gelişti, baskıcı politikalara karşı başkaldıran, itaat etmeyen toplumsal muhalefet vardı. Kürt hareketi tüm tutuklamalara ve baskılara rağmen ayakta kalmayı başarmıştır. Bunun nedeni HDP’nin, DTK’nin, TJA’nın halkın kendisi olmasıdır.
 KNK’nin çağrısıyla Kürt Ulusal Birliği Kongresi’nin toplanması için çalıştaylar ve konferanslar da gerçekleştirildi. 2017’de ulusal birlik çalışmalarında neler yaşandı, neler elde edildi?
100 yıl sonra dört parça üzerinde egemenlerin yeni bir dizayn çabası var. Kürtler buna karşı ulusal birlik temelinde hareket etmelidir. 2013 yılında önemli bir aşamaya gelindi. Barzani çalışmalardan çekildi. Eğer o dönem ulusal birlik geliştirilseydi, Kerkük bu duruma gelmez, referandum bu şekilde sonuçlanmazdı
Kürtler dört parça değildi, yüz yıl önce tek parça olarak birlikte yaşıyorlardı. Egemenlerin geliştirdiği politikalar sonucu kendi iradeleri sonucunda 4 parçaya bölündü. Yüz yıl sonra dört parça üzerinde egemenler tarafından yeni bir dizayn etme çabaları var. Kürtler buna karşı ulusal birlik temelinde hareket etmelidir. Farklı yerlerde farklı statülerde yaşasalar bile, konfederalizmle birlikte ulusal bir ruhla kendi düşüncelerini ortak bir düşünceye çevirecektir. Ulus devletler tıkanmış durumda, insanlar memnun değil. Halkların bir değişim talebi var. Bu durum Ortadoğu’da farklıdır. Tekçilik mümkün değildir, bu nedenle halklar bu durumdan kurtulmak istiyor. Tam da bu durumda ulusal birlik perspektifi ortaya çıkıyor.
2013 yılında önemli bir aşamaya gelindi. Barzani çalışmalardan çekildi. Eğer o dönem ulusal birlik geliştirilseydi, Kerkük bu duruma gelmez, referandum bu şekilde sonuçlanmazdı. Ulusal birliğin her zamankinden daha acil olduğunun farkındayız. DTK olarak bunu önemsiyoruz. Dünyada söz söyleyeceksek, parça parça değil, ulusal birliğini sağlamış bir mekanizma olarak söylememiz gerekiyor. Sayın Barzani çok acı sonuçları da olsa, referandum sonrası gerçek dostluğu ya da ihaneti bir kez daha gördü.
 Ulusal birlik çalışmaları sürerken Federe Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleştirilen referandum ve ardından gelinen sürecin Kürtlere nasıl bir etkisi ne oldu?
Güney Kürdistan kendi statüsünü almasına rağmen, aradan geçen yıllara rağmen halkın istediği bir yönetim biçimi geliştirilemedi. Gelinen aşamada parlamento bypass edildi, halkın talepleri yansıtılamadı. Böylesi bir ortamda referanduma gidildi, eleştirdik. Referandum öncesi halkın talepleri sorulmalı, Parlamento karar almalıdır. Aşiret meselesi değil, yaşayan bütün halkların kararı olmalıydı.
Sonuçları ise hep beraber gördük, Kürt halkını derinden üzen bir sonuç çıktı. Kerkük Kürtlerin yaşadığı bir kenttir ve orada yaşayan halkları dışlamıyoruz. Kerkük alındı, KDP ve YNK izledi. Bu Kürt halkı tarafından çok eleştirilen ve kabul edilmeyen bir durum oldu. Bunun sonuçları bir kez daha ulusal birliğin elzemliğini ortaya koydu. KDP’nin tek başına bir şey yapma şansı yok. Birlik olmalı ve ortak bir ruhla hareket olmalı. Böylesi bir durumun Kürtlere kazandırmayacağı açığa çıktı. Barzani’nin bundan doğru bir ders çıkarmasını bekliyoruz. 21. yüzyılda ve 3. Dünya Savaşı’nın fiili olarak yaşandığı bir süreçte, Kürtlerin ulusal birlik dışında bir şansı kalmadı. Kürtlerin projeleri var, mimarı Sayın Öcalan’dır. Herkesin bunu kabul etmesi gerekiyor. Kürtlerin her türlü imkanı var, sadece ulusal birlik eksik kalıyor.
 Rojava’da da yıla damgasını vuran gelişmeler yaşandı. İdari sistemi revize eden toplantıdan seçim kararı çıktı ve 22 Eylül itibariyle seçimler yapılmaya başlandı. Bu kazanımı ve QSD’nin Rakka ve Dera Zor hamlesini, özellikle kadınların öncülüğünde Rakka’nın özgürleştirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye’de yıllardır halklar despot bir iktidar egemenliği altında zulüm gördüler. Bunların içerisinde en çok dikkat çeken halk Kürtlerdi. Kürtler yıllarca Esad iktidarında statüsü, kimliği olmayan, mülk edinemeyen, hiçbir hakka sahip olmayan bir yaşam sürdürmek zorunda kaldılar. Suriye halkları Esad rejimine isyan ettiler, Kürtler açısından defacto bir durum gelişti. Kürtler kendi statülerini kurmak için özsavunma güçleri şahsında, halkın DAİŞ’e karşı verdikleri mücadele sonucunda elde ettikleri kazanım bütün dünyaya ilham verdi. DAİŞ insanlık dışı bir örgüttür. Onlar kendi başına hareket eden bireyler değil, belli güçler tarafından Ortadoğu’ya bırakılan bir mekanizmadır. Öldürme biçimleri bile insanlık dışıdır. YPJ ve YPG güçleri bunların yenilebileceğini bütün dünyaya gösterdi. Bu dünyada bir ilham kaynağı oldu. Herkes Rojava’ya akın etti. Bu mücadelenin öncülüğünü ise kadınlar yapıyor.
Rakka’da ve birçok yerde kanıtlanan bir direniş oldu. Kendi toprağını savunan bir güç açığa çıktı. Bu güç Kürt kadınının öncülüğünde gelişti. Gelinen aşamada dünya bir kere daha gördü. YPJ şahsında DAİŞ çetelerine karşı mücadele eden Kürt kadını gözlendi. Sonrasında halkların ördüğü yeni yaşamın öncülüğünü de kadınlar yaptı. En son 1 Aralık’ta yapılan seçimlerle Rojava devrimi ürünlerini vermeye başladı. Halk statü sahibi oldu ve bunun dünyada örneği yok. Bütün halkların ve inançların içinde yer aldığı bir statü ve modeldir.
Rojava’da bu gelişmeler yaşanırken, Astana, Soçi ve Cenevre’de Suriye’nin geleceği tartışıldı ancak masada Kürtler yer almadı ve bu toplantılar sonuçsuz kaldı…
 Bir yandan DAİŞ’i Rakka’dan temizleyen bir irade var, diğer yandan iradeyi tanımayan bir direnç var. AKP bütün varlığını Kürdü yok sayma üzerine kuruyor. Uluslararası arenada çaba sarf ediyor. Ne yaparsa yapsın Kürtler o masada yer alacaktır. Esas güç Kürt gücüdür
Yıllardır Rojava halkı ilmek ilmek uğrunda ağır bedeller ödeyerek, bir statü elde etti. Rojava halkının bir statüsü var. Başta Türkiye olmak üzere bu statü egemen güçler tarafından görülmemeye çalışıyor. Bir yandan Rakka hamlesini gerçekleştiren ve başarıyla sonuçlandıran, DAİŞ çetelerini oradan temizleyen bir irade var, diğer yandan iradeyi tanımayan bir direnç var. Bu çifte standarttır, iradeyi bilip yok saymaktır. Kürtlerin ortaya koyduğu muazzam sonuçlara rağmen, Suriye’nin geleceğini tartışmak üzere Astana’da, Soçi ve Cenevre’de toplantılar gerçekleştiriliyor; ancak Kürtler çağrılmıyor. Kürt iradesini tanımadan gerçekleştirilecek hiçbir toplantı başarıya gitmez.
Eğer Kürtler yoksa sonuç alınamaz. Oradaki güçler bunu bilmelerine rağmen, kimi güçlerin itirazları sonucunda Kürtler davet edilmeden yapmaya çalışıyorlar. Bunlar sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Kürtleri tanımak zorundalar. Türkiye’nin gönlünü hoş etmek için bu yol izleniyorsa, bu yoldan bir an önce dönülmesi gerekiyor. Biz bu gerçekliği ortaya koymaya çalışıyoruz. AKP bütün varlığını Kürdü yok sayma, kazanımlarını yok saymak için, uluslar arası arenada da çaba sarf ediyor. Ne yaparsa yapsın Kürtler o masada yer alacaktır. Esas güç Kürt gücüdür.
Hükümetin yıl boyunca bölgeye yönelik politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güney Kürdistan’da referandum gerçekleşiyor, Rojava’da statü gelişiyor, ilk tepki Türkiye’den geliyor. Kendi içinde savaşı tercih eden bir AKP gerçekliği var, diğer parçalarda bulunan Kürtlerin kazanımlarına dil uzatan, el uzatan bir AKP var. AKP’nin buradaki gerçek amacı nedir? Türkiye gerçek yüzünü Rojava’da daha iyi açığa çıkardı. Bakınız, Rojava’dan Türkiye’ye tek bir kurşun sıkılmış değil. Efrin’e neden girmek istersin, bu düşmanlık nedir? Müdahale gerekçesi nedir? Türkiye, Efrin’e girme hakkını kendinde nasıl görüyor? Eğer Türkiye Efrin’e girerse, Bakurê (Kuzey) Kürdistan, Kobanê, Güney Kürdistan’da yaşayan halkımız sessiz mi kalacaktır? Mümkün değil. Türkiye’nin yaptığı blöftür. Buna hakkı da yok, şansı da yok. Girerse nasıl bir dirençle karşılaşacağını biliyor. Bunun politik bir manevra olduğunu biliyoruz.
2018’de nasıl bir yol haritası izleyeceksiniz? 2018’de Kürtleri ve Kürt siyasetini nasıl bir süreç bekliyor?
 2018’de AKP’nin gideceği bir yıl olması gerekiyor. Faşist iktidarlar hiçbir zaman seçimle gitmemiştir, halkların mücadelesiyle gitmişlerdir. Bunu dünya deneyimlerinden biliyoruz. Faşist uygulamaların ortadan kaldırılması için halk mücadelesini yükseltmek gerekiyor
OHAL koşullarının Kürdistan’da farklı işlemesi, sıkıyönetim uygulamaları ile karşılaşıyoruz. OHAL’in kaldırılması için 2018’de mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Toplumun bütün kesimlerine anti demokratik uygulamaları reva gören AKP iktidarı, bu politikaları daha fazla sürdüremez. 2018’de AKP’nin gideceği bir yıl olması gerekiyor. Faşist iktidarlar hiçbir zaman seçimle gitmemiştir, halkların mücadelesiyle gitmişlerdir. Bunu dünya deneyimlerinden biliyoruz. Faşist uygulamaların ortadan kaldırılması için halk mücadelesini yükseltmek gerekiyor. Halkımız bugün yargılanıyor, tutsak ediliyor olabilir; bunu kabul etmeyeceğiz. 2018’de devrimciler, demokratlar, sosyalistler, yurtseverler, kadınlar, gençler, AKP karşısında mücadeleyi yükseltecektir. 2018 bizim açımızdan çok önemli başarılara sahne olacak bir yıl olacaktır. Rojava devrimi ilerleyecek ve moral olacaktır. Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecrit halkın gücü ve mücadelesiyle 2018’de kaldırılacaktır. Bunun öncülüğünü Kürt kadınları yapacaktır. Kampanyalarla tecridi kıracağız, çünkü tecrit bize uygulanıyor. Sayın Öcalan özgür olmalı. Ortadoğu’nun barışı için buna ihtiyaç var. Mücadeleyi yükseltme açısından önemli bir yıl olacaktır. Artık Kürdün zamanı, Kürdün baharıdır. Kürtler bu dönem bu anlayışla karşılayacaktır.
KAYNAK :  MA / Özgür Paksoy – Devran Toptaş