Kürt düşmanlığı, Türkiye’yi ortadoğu kaosuna sürüklemiştir

AKP-MHP ittifakının kuruluşunun temelini oluşturan Kürt düşmanlığı,  inkarı ve her türlü kazanımlarını mutlaka yok etme politikası tüm Türkiye ve giderek de Ortadoğu’yu tam bir kaosun içerisine sürüklemiştir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ÖSO  çetelerini de önüne katarak   gerçekleştirdiği Askeri saldırı, müdahale  ve işgal girişimi, bu milliyetçi ittifakın Türkiye’yi nasıl derin bir kaotik ortama ve bataklığa soktuğunun ilk işareti olmuştur

Türkiye’yi demokratik bir hukuk devleti olmaktan çıkartarak,  çağ dışı bir karanlığın içerisinde, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen ve hiçbir tepki vermeyen bir toplum yaratmak için Afrin şahsında Kürt halkına karşı başlatılan savaşla bir zemin oluşturulmak istenmiştir. Aynı zaman da sağ duyu sahibi bütün toplumsal kesimler üzerinde de milliyetçilik bir şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılmıştır.

Kürt ve Türk halklarını  birbirine düşürmeyi ve kırdırtmayı amaçlayan bu haksız, hukuksuz ve meşruiyeti olmayan bu saldırganlık  tüm Türkiye toplumları açısından sosyal, siyasal, ekonomik, demokratik ve en önemlisi de büyük bir psikolojik yıkım getireceği  aydın ve  sağduyu sahibi her kesin malumudur.

Türkiye’yi hızla tam bir diktatörlüğe götürmeyi ve faşizmi kurumlaştırmayı amaçlayan  bu savaşa, hukuksuzluklara ve bütün demokratik kazanımların  katledilmesine en başta karşı çıkması gereken  ve sosyal demokrat geçinen CHP’nin AKP-MHP ittifakının payandası olarak  sürece dahil olması da  ayrı bir vehamet ve kara bir leke olarak tarihteki yerini almıştır.

Savaşa karşı çıkmak, barışı halklarımızın kardeşliğini adil ve eşit şartlarda bir arada yaşamasını savunmak, hangi kimlikten olursa olsun, kendine insanım diyen her kesin görevidir, insan kalabilmenin temel ölçüsüdür.

İnsan kalabilmek için savaşa karşı çıkan, barışı ve kardeşliği savunan insanların, Anayasa, hukuk ve insan hakları ihlal edilerek susturulmaya çalışılması Türkiye’nin nereye savrulduğunu da gözler önüne sermektedir.

Eş Başkanımız Sayın Leyla Güven, kurumumuz adına bu haksız, hukuksuz ve kirli savaşa karşı çıkmak, özgür bir insan ve siyasetçi  olarak halklarımızın birliğini, kardeşliğini, adaletini ve barışını savunmak amacıyla  yaptığı açıklamalar nedeniyle gözaltına alındı.

Yine, yüzlerce, siyasetçi, gazeteci,sanatçı ve vatandaş savaşa karşı çıktıkları, barışı ve  kardeşliği savundukları için gözaltına alındı, bir çoğu tutuklandı.

Ama biz biliyor ve inanıyoruz ki; bu  faşizan baskılar, halklarımızın ve demokrasi güçlerinin savaş karşıtlığını ortadan kaldıramayacak, barışı ve kardeşliği savunanların iradesini kıramayacaktır.

Demokrasi güçleri, bugün savaşa karşı seslerini çok güçlü bir biçimde yükseltmezler, AKP-MHP faşist iktidarının tehdit ve şantajlarına boyun eğerlerse, işte asıl o zaman Türkiye’de demokrasi, hukuk, adalet, kardeşlik kaybedecek, Türkiye tam bir faşizm cenderesi altında ezilecektir.

Bu nedenle, gün, savaşa karşı barışı ve kardeşliği savunma ve gerçekleri cesurca dile getirme günüdür. Halkımız ve tüm Türkiye halkları başta olmak üzere, bütün uluslar arası toplumu Afrin halkı ile dayanışmaya,  Afrin’i işgal saldırısına karşı çıkmaya çağırıyoruz.

Uluslar arası toplum da çok iyi bilmektedir ki, bugün insanlar, Paris’te, Londra’da, Brüksel’de vb. her yerde barbar IŞİD çetelerinin saldırı ve katliamlarına karşı kendilerini güven altında hissederek yaşıyorlarsa, bunu tamamen Afrin’de öldürülmek, yok edilmek istenen SDG savaşçılarına borçludurlar. Bugün  uluslar arası toplum da, bu savaşçılara karşı borcunu yerine getirmeli ve onlara en üst düzeyde sahip çıkmalıdır.

Bu çağrı, beklenti ve inançla Eş Başkanımız ve açıklamaları nedeniyle gözaltına alınan bütün gazeteci, siyasetçi, sanatçı, akademisyen ve vatandaşlarımızın savaş karşıtı açıklamaları nedeniyle gözaltına alınmalarını  şiddetle kınıyor, protesto ediyoruz.

 

DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ