Faili Meçhul Kayıplar Çalıştay Sonuç Bildirgesi

Demokratik Toplum Kongresi’nin düzenlediği “Faili Meçhuller ve Kayıplar Çalıştayı” 7 Nisan 2012’de tarihinde STK’lar, akademisyenler, mağdur aileleri, siyasetçiler ve gazetecilerin katılımıyla Diyarbakır’da gerçekleştirilmiştir.

Çalıştayda tartışmalar “Faili Meçhuller ve Kayıplar Gerçeği”; “Mağdurların Adalete Erişimlerinin Önündeki Engeller”; “İdari, Siyasi ve Sosyal Sorumluluk” başlıkları altında yürütülmüştür:

Açılış konuşmalarından itibaren Çalıştayımızda ortaklaşılan düşünce, Türkiye’nin 1915 Ermeni-Süryani Kırımıyla başlayan daha sonra Kürtlere, farklı dinsel ve mezhepsel gruplara yönelen katliamlar ve askeri darbe süreçlerinde yaşanan ağır ihlallerle günümüze kadar gelen büyük altüst oluşlara ve toplumsal travmalara maruz kaldığı gerçeğidir.

Bu travmatik tarih son 30 yılda Kürt Meselesi nedeniyle yaşanan silahlı çatışma sonucunda süreğen ve karmaşık bir hale dönüşmüştür.

Özellikle 90’lı yılların başları bu anlamda kritik bir eşik oluşturmaktadır.

Faili Meçhuller ve Kayıplar üzerine araştırma ve çalışmalar yürüten STK’lar yaşam hakkı ihlali başlığı altında bu dönemde gerçekleşen faili meçhuller ve kayıpların yanı sıra yargısız infazlar, cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerindeki ölümler, silahlı çatışmalar, sivillere yönelik saldırılar, mayın ve serbest patlayıcıların yol açtığı ölümlerin yanı sıra şüpheli asker ölümleri ve toplu mezarlar hakkında veri ve bilgileri katılımcılarla paylaşmışlardır.

Bu ihlal biçimlerinden öne çıkan “gözaltında zorla kaybedilme, kişilerin, Devlet adına görev yapan veya Devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, gözaltına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması; ardından söz konusu kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin nerede ve ne durumda olduğunu gizlemeleri ve sonuçta kayıp kişinin hukukun koruması dışında kalması durumu”dur.

Evrensel hukuk açısından da insanlığa karşı suç olarak tanımlanan kayıplar Türkiye’nin er ya da geç mutlaka yüzleşmesi gereken gerçeğidir. Ancak AİHM kararlarında ve bu konuda çalışma yürüten uluslar arası kuruluşların raporlarında Türkiye’nin kayıplar gerçeğiyle evrensel ilkelere uygun bir şekilde yüzleşmediği, kayıpların açığa çıkarılması için etkin, şeffaf ve bağımsız soruşturma yürütmediği dile getirilmektedir.

Çalıştayımız da STK’ların aktardığı bilgiler, mağdurlardan elde edilen somut bilgiler ve bizzat yaşanmışlıklar sonucu bu yüzleşmenin gerçekleşmediği ve siyasal iktidarın bu konuda adım atma iradesinin olmadığının tespitini yapmıştır.

Üzerinde önemle durulması gereken bir husus da eski Türk Ceza Kanunu’nda zamanaşımı süresinin 20 yıl olması nedeniyle 1991 ve sonraki yıllarda gerçekleşen özellikle faili meçhul cinayet, zorla kaybetme gibi ağır insan hakları ihlallerinin 2011 yılı ve devamındaki yıllarda zamanaşımına uğrama riski ile karşı karşıya kalmasıdır.

Hakikatin açığa çıkarılması, ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmesi, faillerin cezalandırılması ve bunların sonucunda yaraların sarılarak mağdurların ve toplumun kendini onarabilmesi için adalete erişimin önündeki her türlü engelin kaldırılması gerekmektedir.

Bu engellerin başında öncelikle kayıp ve faili meçhul cinayetler yoluyla devletin muazzam yok etme gücünün/şiddetinin toplumda yarattığı korku gelmektedir.

Devletin kayıpları yok sayması ve inkâr etmesi özellikle kayıp yakınlarının üzerinde bir belirsizliğe yol açmaktadır. Bu belirsizlik halinin beraberinde yarattığı korku ve güvensizlik yine kayıp yakınlarının adalete erişimine engel oluşturmaktadır.

Mevcut hukuk sistemine egemen olan zihniyetin yol açtığı faillere dokunulmazlık ve cesaret veren cezasızlık olgusu, zamanaşımı sorunu, etkin ve hızlı soruşturmanın yokluğu gibi etkenler de yine adalete erişimin önündeki diğer engellerdir.

Faili meçhul cinayetler, gözaltında zorla kaybedilmeler gibi insanlık ayıbından kurtulmanın sorumluluğu sadece bu ağır ihlallere maruz kalan mağdurlar, yakınları ve insan hakları savunucularına ait değil başta siyasal iktidar olmak üzere, parlamento, medya, üniversiteler, sendikalar, meslek odaları ve diğer kanaat önderlerine kısacası tüm topluma aittir.

Çalıştayımızca ağır hak ihlalleriyle yüzleşmenin gerçekleşmesi ve toplumsal travmayla baş edilebilmesi için öncelikle atılması gereken adımlar şunlardır;
* Kalıcı çatışmasızlık ortamının sağlanması ve Kürt Meselesi’nin demokratik ve barışçı çözümü için taraflar arasında müzakerelerin yeniden başlatılmalıdır.
* Yüzleşmenin gerçekleşebilmesi için Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulmalıdır.

Bu adımlarla birlikte;
1) BM Kayıplar Sözleşmesi hiçbir çekince koyulmadan derhal kabul edilmelidir. Sözleşmenin gereklerini yerine getirilerek, sözleşmede belirtilen Komite’nin yetkileri tanınmalıdır.
2) Uluslar arası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taraf olunmalı ve UCM’nin yargı yetkisi tanınmalıdır.
3) Silahlı çatışma hukukunda uygulanan Cenevre Sözleşmeleri ek protokolleri onaylanmalıdır.
4) İşkence ve kötü muamele, faili meçhul cinayetler ve kaybetme gibi yaşam hakkı ihlallerinde “zamanaşımı” uygulanmamalı, bu konudaki AİHM Kararlarına uyulmalı ve mevcut yasalardaki bu konularla ilgili zamanaşımı hükümleri kaldırılmalıdır.
5) TBMM’de bu tür yaşam hakkı ihlallerini araştırmak üzere “araştırma komisyonu” oluşturulmalıdır.
6) Toplu mezarların açılması işlemlerinde BM tarafından kabul edilmiş olan Minnesota Otopsi Protokolü’nün uygulanması; çalışmalarda bağımsız uzmanların yer alması ve denetime açık olması sağlanmalıdır; Uluslar arası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından 2003 yılında yayımlanan “Uzman olmayanların ceset kalıntıları ve ölü hakkında bilgi yönetiminde yararlanabilecekleri başarılı uygulamalar” başlıklı kılavuzunun STK’lar tarafından uygulanmasına engel olunmamalıdır.
7) Toplu mezar açma ve kanıt toplama, kimliklendirme gibi bütün süreçler başta kayıp yakınları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kişi ve kurumların denetim ve gözetimine açık olmalıdır. Kayıplara ve yakınlarına ait her türlü veri ve bilgiler uluslar arası standartlarda toplanarak güvenirliği sağlanmış bağımsız organ/birimlerde saklanmalıdır.
8) Toplumsal belleğin belirsizlikten kurtulması için faili meçhuller ve kayıplar konusunda çalışma yürüten ve arşive sahip olan STK’lar arşivlerini herkese açmalı, ortak çalışma ve mücadele yürütmenin koşullarını oluşturmalıdır.
9) Başta Adalet ve İçişleri Bakanlıkları olmak üzere ilgili devlet birimleri kayıplar ve faili meçhul cinayetler hakkında sağlıklı veri ve bilgi akışı sağlamalı ve arşivlerini kamuoyuyla paylaşmalıdır.
10) Toplumunun her bakımdan hapsolduğu travmatik süreçlerle baş edebilmesi için ‘Gerçek/Hakikat Hakkı’, ‘Adalete Ulaşım’ ve ‘Onarım Programları’ gibi alt başlıklardan oluşabilecek bütünlüklü programlar oluşturulmalıdır.