DÖÇ – Demokratik Özerklikte Kadın

DEMOKRATİK ÖZERKLİK ÇALIŞTAYI

DEMOKRATİK ÖZERKLİKTE KADIN

Demokratik özerklik toplumsal bedenin hem bir bütün olarak, hem de bedenin her bir parçasının varoluşu, yaşayış, sorunlarını ele alış, tartışma, karar verme ve uygulama biçimidir.   Denilebilir ki, demokratik özerkliğin bu anlamda en büyük ayaklarından birisi yaygın demokratik bilinçlenme ve aydınlanma olmaktadır. Hatta belki de en büyük mücadele sahası içe dönük toplumsal alanın demokratik temellerde politikleşmesi ve özgür ahlakla donanıma kavuşmasıdır. Oluşturulacak bütün örgütsel-siyasal-kültürel yapıların mutlak anlamda işlev kazanacağı,  her toplum üyesinin nerede, ne zaman olursa olsun değişime ve yaşamın üretilmesine katkıda bulunabileceği bir sistemdir demokratik özerklik.

Doğanın kendi özgürlük potansiyelini, kendisini aşacak olan yeni bir doğa olarak insan toplumunda açığa çıkarması gibi. Bundan daha heyecan verici bir değişim/dönüşüm ve varoluş olabilir mi? Bu değişim/dönüşümün ve varoluş biçiminin en fazla kadında dile geldiği, kadın tarafından temsil edildiği bir gerçektir. Kadını bu anlamda bir “sosyal yoğunluk, özne-nesne toplamı ve cinsiyetin ötesinde kapsamlı ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları olan” bir gerçeklik olarak görülmektedir.

Toplumsal değerler hala yaşıyorsa ve toplumsallık dışarıdan gelecek büyük bir doğal afetle kırımdan geçmedikçe, kadının da bir doğa-kültür ve yaşam gerçekliği olarak var olduğunu söyleyebiliriz. Bir yaşam ve varoluş olarak kültürel toplum kesinlikle kadın doğasıyla var olabilmektedir. Daha doğrusu kültürel toplum kadın kaynaklıdır. Toplumu toplum yapan, onu kültürleştiren, bedenleştiren, ona sürekliliği, akışı ve yenilenerek, farklılaşmayı kazandıran yine kadın olmaktadır. Kadın olmaksızın toplumun kendisini üretmesi düşünülemez. Bunun salt kadının biyolojik olarak doğurganlığıyla alakalı olmadığı açıktır. Kadın özgürlüğünün salt bir cinsiyetin bir cinsiyet karşısındaki veya ona göre olan pozisyonu gibi çok kaba ve dar sınırlarda ele alınamaz.Kadın, kadın-erkek ilişkisi ve çelişkisi üzerinde tanım bulacak ve kimlik kazanacak bir gerçeklik olmayıp, çok kapsamlı tarihsel-toplumsal bir inşa olarak anlam bulmaktadır. Kadının varoluş kazanması, kendini tanımlaması ve gerçekleştirmesi erkeğe göre olmayıp; kaynağını toplumsal doğadan veya doğal toplumdan almaktadır. Kadının karşıtlığı erkeğe değil; toplumu toplum olmaktan çıkaran, onu kendisinden çalan her türlü zihniyet, yaşam ve yapısallık kazanmış devletli-iktidarcı-sınıflı, ataerkil sistemedir. Bu kadar kapsamlı ve köklü olan karşıtlığı bir çelişkiye indirgemek ve onda merkezileştirmek, sorunu küçültmek, daraltmaktır. Bu anlamda kadından çalınan özünde kadının ve kadınla birlikte toplumun toplumsal kimliği olmaktadır. Daha doğrusu kadının cins kimliği özünde onun toplumsallığıdır. Ondan çalınarak üzerinden devasa bir sistem inşa edilmiştir. Tüm bunlardan çıkarılacak en temel sonuç; kadının bütün toplumsal kurumlaşmalarda erkek ile eşit düzeyde yer alması, kararlarda eşit ortak irade göstermesi veya nicel-nitel katılımı kadın özgürlük sorununun çözümünde bir düzeyi ifade etmekle birlikte; sorunun daha kapsamlı yaklaşım gerektirdiğidir. Demokratik özerkliği kadın açısından sadece kadının 5000 yıllık egemenlikli devletli-ataerkil sistemin yarattığı tahribatları ve kadına dönük uygulanın sömürü ve istismar sisteminin ortadan kaldırılması değildir. Sorun sadece kadının toplumsal özgürlükler çerçevesinde kendisini yapılandırmasını aşmaktadır. Sorun sadece kadının örgütsel-siyasal kimlik kazanmasından da ötedir.  Kadına bu anlamda eşit katılım imkanlarını yaratmak, bunun hukuki çerçevesini oluşturmak; sosyal-eğitsel düzeyde kendisini geliştirme imkanlarını ortaya çıkarmak çok önemli bir düzeydir.

DEMOKRATİK ÖZERKLİKTE DEMOKRATİK ÖZERK KADIN SİSTEMİ

Kadın toplumun siyasi, sosyal, kültürel gibi her alanındaki sayısız örgütlenmeleriyle demokratik özerklik bedeninin en büyük ve en dinamik değişim ve dönüşüm gücünü ifade etmektedir. Kendisini şimdiden birkaç nesile yaydıracak ve toplumsal dokuyu değişime açık hale getiren, yerleşik bakış ve yargıları alt-üst edecek denli güçlü bir kültürleşme ve direniş odağı halindedir. Aslında kadın toplumsallaşması özünde genel toplumsallaşmanın bir ölçütüdür. Bir toplum ya demokratiktir, özerktir ya da değildir. Yarısının içerisinde olmadığı, kendisini bütün özgünlüğü içerisinde kalıcı kurumsallığa veya yapısallığa kavuşturamadığı bir toplumsallaşmadan bahsedilemez.  Kadının demokratik ve özerk bir biçimde içerisinde yer almadığı her türlü örgütlenme, eylem ve kurumsallaşma adeta toplumsal niteliğine kavuşamamakta; değişim-dönüşüm gücü kazanamamakta, tekleşme, merkezileşme, güç birikim alanları haline gelebilmektedir. Kadın bu anlamda bir yerde toplumun ana gövdesi,   kendi içinde ilksel farklılaşmayı yaratan, kendi farklılığını ortaya çıkaran bir çekirdek konumundadır. İktidar ilişkilerinin ilk ve temel olarak kadına karşı kurulması, kadının toplumsal rolünden gelmektedir. Bu anlamda kadın bir yerde her türlü iktidar ilişkilerinin oluşum ve ama aynı zamanda aşılmasının da ölçütüdür. Kadının bu bağlamda anti-iktidarcı, anti-tekel, her türden iktidara karşı, onu hedeflemeyen her türlü örgütlenmesi ve kurumlaşması, aynı zamanda özgür toplumsallığın ölçütü olmaktadır. Gerçek anlamda demokratik özerkliğine kavuşmuş toplum, aynı zamanda ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü toplum olma özelliğindedir. Kadının erkek egemenliği karşısında kendi öz-iradesini, öz-örgütlülüğünü ve bilincini kazanması onu bir kadın özgürlük hareketi haline getirebilmektedir.

Özellikle kadının demokratik özerk-özgün toplumsallaşmasında önemli bir husus da; kurulacak sistemin temel gelişim alanlarının doğru tespiti olmaktadır. Ekonomik, sosyal, kültürel her alandaki toplumsal faaliyetlerde bütün örgütlü gücü ile her düzeyde katılım sağlayacaktır. Bununla birlikte kendi ihtiyaçlarını, kimlik ve yaşam sorunlarını, özgürlük sorunlarını her alanda tartışacağı, çözümlerini kararlaştıracağı ve uygulama gücünde olacağı kalıcı kurumlaşmalara gitmesi gerekmektedir.  Kadın kendi kurumlaşmalarını ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleştirir ve sorunlarının çözümünde kendi karar organlarını esas alır. Kendi toplumsal iradesi ve temsiliyle demokratik özerklik projesine katılır. Kent Kadın Meclislerinin her alanda özgün-özerk olarak örgütlendirilir, Aynı zamanda kendi meclisi temsilini genel meclis içerisinde yaratması gerekir.  Demokratik özerklik çerçevesinde genel meclis içerisinde böyle bir temsilin ortaya çıkması veya temsilin kurumsal nitelik kazanması önemli olmaktadır. Kadının üst karar organlarında kararlaştırılır. Kadın kendi Toplumla Sözleşmesi ile Demokratik Özerklik projesine katılım sağlar.      Toplumsal barış, kadınla özgür yaşamın örgütlenmesiyle garanti altına alınır. Kadının toplumla sözleşmesi özgür, eşit, demokratik ve adil yaşamın garantisi olma özelliğini de içinde barındırmaktadır. Bu sözleşme demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplumsal yaşamın sözleşmesidir.

DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİN BOYUTLARI

Kadın özgürleşmeden demokratik toplumun da yaratılmayacağı kesindir. Demokratik özerklik toplumun ahlaki ve politik yapısını özgürce oluşturabildiği, toplumsal özgürlük ve eşitliğin gerçek anlamda mümkün kılınabildiği toplum modelidir. Bu modelde esas olan özgür kadın ve demokratik toplumdur. Kadın bu temelde siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki, ekolojik, etik ve estetik, diplomasi alanlarında güçlü özgün-özerk örgütlenmelerini ve kalıcı kurumlaşmalarını gerçekleştirir.

SİYASAL BOYUT:

Kadının Demokratik Özerklik yapılanması tüm iktidarcı-devletçi sınırların aşılması için toplumun demokratik örgütlülüğünü geliştirir. Kadın iradesinin ve örgütlülüğün güçlendirilmesi kadar toplumun da iradesinin ve örgütlülüğünün güçlendirilmesi ve buna karşı ataerkil zihniyet ve ona dayalı tüm yapılanmaların aşılmasını hedefler. Demokratik siyasetin temel amacı özgür kadın ve demokratik toplum oluşumudur. Kadın tüm alanlarda ortak tartışma, ortak kararlara ulaşma ve ortak örgütleme sistemini sağlayarak, ortak mücadele zeminlerini güçlendirerek ve sürdürücü gücünü açığa çıkarmasını sağlar. Siyaseti tabandan geliştirerek toplumsal tüm kesimlerin farklılıklarına saygı temelinde eşitlik ve uzlaşı gereği farklılık zeminleri yaratır ve ortak örgütlülükleri geliştirir. Kadının yaşadığı sorunları ortak tartışma, ortak karar alma ve ortak uygulama zeminlerini yaratarak  kendini örgütler.  Kadın haklarını yaşamın her alanında sağlamak için demokratik ve hukuki mücadeleyi güçlendirir.

Demokratik Özerklik siyasetinde tüm toplumsal yapılar, devlet sınırlarına tabi olmadan, yerelden küreselliğe doğru demokratik bir ağ temelinde örgütlenmeyi esas alır. Demokratik siyaset  devletin uzantısı işlevini görmez, toplumu devlete bağlamaz, devlet ve toplum arasında mesafeyi korur ve toplumun çıkarlarını esas alır. Kadın kendisini kadın komünleri, kadın kooperatifleri, kadın ocakları, kadın meclisleri, kadın kongre, konferans, kurultayı, Özgür Kadın Akademileri, öz savunma örgütlülükleri, Demokratik Ulus- kentsel, yerel, bölgesel özerklik, uluslararası meclisleri ve demokratik özerk bir ağ temelinde örgütler.

Demokratik özerk siyasetinde kadın kendisini topluma dayalı geliştirir ve gücünü tabandan alır. Demokratik siyaset anlayışı özgür kadın ve demokratik toplum modelini esas aldığından kadın ihtiyaçları ve sorunları dâhilinde ortak tartışma, ortak karar alma ve ortak uygulama örgütlenmelerini geliştirmeyi esas alır. Kadını demokratik siyasete katma amaçlı, sürekli eğitim çalışmaları yürütür bu temelde siyaset akademileri oluşturur. Yerel yönetimler bünyesinde başta belediyelerde kadın kendisini güçlü örgütler. Demokratik Özgür Kadın Belediyeciliğin geliştirilerek her alanda kadının güçlü katılımını esas alır. Kadın sisteminde bütün yönetim kademeleri ve örgütsel organlarda gerekli görüldüğü takdirde temsilcileri geri çağırma ilkesi esas alınır.  Her topluluk, etnisite, kültür, inanç örgütlenmeleri entelektüel hareket, ahlaki ve politik birim ve ekonomik birim olarak kendilerini özerkçe yapılandırırlar.

Genel demokratik özerklik kurumlaşmasının her alanında Kadın-Erkek Eşitlik Kurullarının oluşturulması ve bu kurulların ortak oluşturularak özellikle her hususta eşitliği zedeleyecek işleyiş, yapılanma veya tarzların ortaya çıkarılarak giderilmesinin tedbirlerinin alınması ve çalışmalarının yürütülmesi esas alır.

SOSYAL BOYUT:

Toplumun var oluşunda ve sürdürülmesinde ahlak ve politika hayati bir role sahiptir. Kadının da varlık gerekçesini oluşturan ahlaki ve politik yapılanmasıdır. Ahlak kadının kendini özgürce var etme kuralı ise, politika da onu uygulama gücüdür. Kadının ahlakla birlikte politikadan uzaklaştırılmasıyla yaşanan, düşüş, kaybediş ve derin bir kölelik durumudur.  Toplumsal ahlakın yaratıcı ve geliştirici gücü olan kadın, ahlaki ve politik toplumun da icra gücüdür. Toplumun kendini ilgilendiren tüm kararları ortak almasını esas alır.  Toplumsal aklın gelişimini sağlar. Toplumsal kolektivite gücünü kadının birlikteliğinden, dayanışma ve örgütlülüğünden alır. Toplumun sosyal düzeyi kadının sosyal düzeyine eş olduğundan kadın entelektüel, ahlaki ve politik bilinç ve örgütlülükle sosyal düzeyini geliştirir, güçlendirir.

Gençliğe ahlaki ve politik toplumun temel dinamik gücü olarak yaklaşım belirleyerek, gençliğin eğitimi ve örgütlenmesine stratejik bir yaklaşım içinde olur.Kadın çocuğun eğitiminden birinci dereceden sorumlu olduğu için tüm değerleri, gelenekleri, kültürü ve dilini öğretme görev ve sorumluluğuna sahiptir. Yaşlılara da sevgi ve saygı ihmal edilmeden, sağlıklı ve huzurlu yaşamaları için toplumsal alanda imkân ve olanaklar oluşturulur.

Kadın, toplumun ilk ve temel eğitmeni olarak demokratik toplum yapılanmasını süreklileşen eğitim çalışmaları ile güçlendirir. Eğitimle toplumun yenilikçi ve yaratıcı bir tarz kazanmasını sağlar. Toplumun ruh ve beden sağlığına dönük çalışmalar yürütür. Başta spor olmak üzere toplumun sağlığı açısından çeşitli sosyal aktiviteler gerçekleştirir. Tüm sosyal gruplar ve kadın sosyal yaşamlarını özgürlük ilkesi temelinde geliştirme, koruma ve güçlendirme hakkına sahiptir.  Sosyal hakları engellendiği takdirde mücadele etme hakkı vardır.Demokratik Aile ve Özgür Birliktelikler;Aile, mülkiyet ilişkilerinin topluma yaygınlaştırılarak bir kültür dâhilinde süreklileştirilen bir alan olmaktadır. Verili aile yapılanması bu temelde sürekli egemenlik ve kölelik üretir. Demokratik bir toplum açısından demokratik bir aile yapılanması hayatidir. Demokratik aile, sistemin sürekliliğini sağlayan ve tek taraflı erkek temelli aile ilişkisini ret eder.  Verili aile yapılanmasına karşı kadın ve erkeğin özgür birlikteliğinden oluşan ve her ikisinin ortak iradesine dayanan demokratik aileyi gerçekleştirir.

HUKUKSAL BOYUT:

İktidarcı-devletçi zihniyet ve yapılanmaların toplumsallık içinde zemin bulmasının nedeni, ahlak ve politikanın kötürümleştirilmesidir. Toplumun vicdanı olarak ahlak işlevsiz kılınarak, devletçi gelenek ahlak yerine hukuk, politika yerine devlet idaresini yerleştirmiştir. İktidarcı, cinsiyetçi karaktere sahip olan hukuk, kadın köleliğinin ve erkek egemenliğinin meşrulaştırılmasında önemli bir role ve etkinliğe sahiptir. Hukukta  korunan daha çok erkeğin egemenliği, devletin karı ve sermayesidir. Kapitalist modernist sistem zihniyeti ile günümüzde oluşturulmuş olan anayasalar, sözleşmeler, toplumsal bildirgeler, yaşanan toplumsal sorunlara çözüm bulmaktan ve güç oluşturmaktan uzaktırlar. Kadına ve topluma iktidarcı sistemin saldırıları karşısında salt hukuki eşitlik arayışları ile çözüm gücü olunmayacağı yaşanmış tarihi deneyimlerden iyi bilinmektedir.  Cins çelişkisi en temel çelişki olduğundan kadın sorunu bu anlamda tarihsel-toplumsal köklü bir sorundur. Sorunun çözümü de şüphesiz ahlaki ve politik bilinç ve yapılanmalarla gerçekleşebilecektir. Hukuk ahlaki ve politik toplumun hizmetinde ele alınıp, geliştirildiği takdirde demokratik özerk sistemde bir anlam taşıyacaktır.Bu açıdan hukukun cinsiyetçi ve sınıf temelli inşadan toplum temelli bir inşaya evrilmesi ve yargıç, hâkim ve savcılar sınıfının tekelinden çıkarılıp, yeniden topluma iade edilmesi gerekir. Bunun anlamı toplumsal ahlaki yargıya yeniden dönüş demektir. Nasıl ki demokrasinin kendisi toplumsuz mümkün değilse, demokratik bir hukukun toplumsuz olmayacağı kesindir. Demokrasi toplumsal iradenin özgürleşmesi olduğundan hukuk da bu temelde koruyan ve güçlendiren olacaktır. Dolayısıyla demokratik hukuk ancak toplumun bu özgür iradesinin güvenceye alınması olarak anlam kazanabilir.Önemli olan ahlak ve hukuk arasındaki ilişkiyi demokratik temelde tanımlayabilmektir. Bu ilişkiyi doğru tanımlayarak geliştirebilmek hem kadın hem özelde toplum açısından oldukça önemlidir.Kürt halkına dönük yıllardır sürdürülen inkâr ve imha politikaları gayri hukuki yaklaşımlar olduğu gibi devletçi yapılanmaların hukuk tanımını ve yaklaşımını bir kez daha yakıcı bir biçimde ortaya koymaktadır.Bu inkâr ve imha siyasetinde   kadına yönelik gelişen taciz, tecavüz, şiddet ve tutuklamalarla vb saldırılarla savaşın en fazla mağduru Kürt kadını olmuştur. Kürt kadını inkâr ve imha siyasetinin son bulması Türkiye Cumhuriyeti’nde barış ve demokratik birliğin yaratılmasını demokratik özerklik temelinde geliştirilmesini esas alarak, bu konuda gerekli anayasal değişikliklerin yapılması açısından mücadeleyi demokratik hukuk alanında güçlendirir. Hem ulusal hem de ulusal arası sınırlar dâhilinde kadının iradesinin tanınması demokratik özerkliğin gerekliliklerindendir. İkili bir hukuk temelinde karşılıklı irade tanınması ile ancak demokratik birliğin yaratılacağı kesindir Demokratik özerklik anlayışı çerçevesinde iç hukukunun çerçevesini Kadının Toplumsal Sözleşmesi oluşturur.

ÖZ SAVUNMA BOYUTU:

Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır.  Doğada var olan savunma refleksinin örgütlü hali öz savunma kurumlaşmalarıdır. Öz savunma demokratik siyasetin yoğunlaşmış halidir. Devletçi-cinsiyetçi yapılanmalar ve yönelimler karşısında kadının kendi öz savunmasını geliştirmesi bu anlamda doğal temel bir haktır. Kadın bu hakkını siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, ekolojik vb. alanlarda geliştireceği örgütlenme ve kurumlaşmalar ile gerçekleştirir. Bu temelde demokratik siyaset ilkesi olan bütünlük, kapsayıcılık ve tamamlayıcılık kadının vazgeçemeyeceği, güçlü sahipleneceği ilkeler olmaktadır. Kadın demokratik siyaset anlayışında esas aldığı kapsayıcılık ve tamamlayıcılık ilkesi temelinde kadına dönük geliştirilen her türlü şiddete karşı ortak mücadele zeminlerini güçlü geliştirip, güçlendirecektir. Kendini savunmasını bilmeyen kadın, toplumu da savunamaz. Bu anlamda kadın, “Kendini Savunmayı Bil” ilkesi temelinde hukuksuzluğun, eşitsizliğin, şiddetin, tecavüz kültürünün yaygınlaştırıldığı tüm alanlarda kendisini savunma olanaklarına ve kurumlaşmalarına kavuşturur.

KÜLTÜREL BOYUT:

Kültür bir yaşam tarzı, toplumsal bir kimlik olarak toplumların gelişim süreci içerisinde yaşamsal etkileşimleri sonucu ürettikleri maddi ve manevi değerlerin tümüdür. Toplumda kültürel farklılıklar doğaları gereğidir. Bu açıdan kültürel yapılar ulus-devlet sınırlarına hapsedilemeyecek kadar zengin ve çeşitlidir.Doğal toplum yaşamının ve kültürünün gelişip sistem kazanması bir kadın duruşudur. Bu anlamda kadın kültürün temel öznesi ve yaşamsal akış gücüdür. Kültürel yapıların kendilerini sürdürme gücüdür. Kültürel asimilasyonlar, yok etmeler, kıyımlar kadın katliamlarıyla özdeştir. Devletçi-cinsiyetçi ideoloji kültür alanında geliştirdiği baskı ve asimile politikalarıyla kadını, kadın şahsında toplumu tam bir kuşatma ve saldırı altında tutmaktadır. Egemen zihniyetle sınıfsal, cinsel, dinsel ve dilsel alanda yarattığı tüketim temelli yeni üretimlerle toplum tam bir kültürel bombardıman altında tutulmaktadır. Bu nedenle kültür alanı ideolojik mücadelenin en şiddetli ideolojik çatışmaların yaşandığı alan olmaktadır. İnsanları, toplulukları köleleştirmenin en etkin yolu kültür kıyımı ile geliştirilmektedir. Dolayısıyla kadına dayatılan kölelik en etkin biçimi ile kültür alanında yaşatılmaktadır. Kültürel yapıların var olmasını ve korunmasını sağlayan kadındır. Toplumsal yaşama ait tüm bilgiler kadında toplanmıştır. Bu açıdan toplumun ilk yaratıcı olduğu kadar ilk eğitici gücüdür de. Kadın ahlak, kültür, ekonomik vb. değerleri yaşam tarzında, giyim kuşamında ve dilinde koruyan, geliştiren ve süreklileştiren güçtür. Kültürün en önemli koruyucu, geliştirici unsuru olan anadil kadının hep koruduğu ve geliştirdiği unsurların başında gelmektedir. Kadın kültürün gelişiminde başat öğe olduğundan iktidarcı-devletçi tüm yapılanmalar kadına karşı büyük bir saldırı ve yönelim içinde olmuştur. Kapitalist modernite geliştirdiği kültür endüstrisinde kadını bu tüketim kültürünün bir aracı haline getirmiştir. Kadının bir meta olarak görülmesi kadın varlığına en büyük saldırıyı içermektedir. Bu gün dünyanın bir çok yerinde farklı kültür ve kimlikteki kadınlar, toplumsal ve kamusal alanda kültürlerini yaşama noktasında ciddi zorluklarla karşı karşıyadırlar.  Kendine, diline ve cinsine yabancılaştırılmıştır. Bu kadınlar kendi ana dillerini istedikleri gibi konuşamamakta, kendi çocuklarına dilini ve kültürünü öğretmede ciddi zorluklar çekmektedirler. Bu sorun ve zorlukların önemli bir boyutu Kürdistan’da da yaşanmaktadır. Bu anlamda ulus devletlerin kültür ve kimlik üzerinde bilinçli bir imha ve asimilasyon politikaları vardır.  Bu politikalar karşısında kadın özgürlük bilinci ve örgütlülüğü temelinde kültürel değerlerini koruma ve her koşulda geliştirme mücadelesini ahlaki ve politik toplumun temel ilkesi olarak ele alarak toplumsal mücadeleyi geliştirir. Aynı zamanda öz savunmanın temel bir ilkesi olduğundan, kendi kültürel değerlerini koruma, geliştirme ve süreklileştirme mücadelesini güçlü yürütür. Kürtler tüm katliam, baskı, asimile ve parçalanma politikalarına rağmen bir toplum olarak varlığını korumuş olması ve devam ettirmesi kadının toplumsal yaşamın öncü gücü olmasındandır. Kürt dili ve kültürünün demokratik özerk yapılanma içinde güçlü örgütlendirilmesi, başta ana dilde eğitim hakkı olmak üzere, kendisini örgütleyeceği okullarda ana dilinin güçlendirilmesi esas alınmalıdır.Ulus devlet sınırlarına takılmadan kendi dil ve kültürünü geliştirmede başta akademiler, okullar olmak üzere birçok örgütlenme ve kurumlaşmayı gerçekleştirmesi Demokratik Özerkliğin temel gerekliliklerindendir.

EKONOMİK BOYUT:

Toplumun temel demokratik eylemi olan ekonomi ev yasası, evi geçindirme anlamını taşımaktadır. Bu anlamı geliştiren kadındır. Ekonomi kadının doğal toplumsal mesleği ve eylemidir. Kadının ekonomi anlayışı, üretim ve beslenmeyi toplumsallığa eşit ve adil temelde paylaşıma dayanır.  Kadın ekonomiyi toplumsal bir faaliyet olarak geliştirmiştir.Ekonomi, uygarlık sisteminin kar ve sermaye aracı haline dönüştürülerek tekelci zihniyetin hâkimiyeti altına alınmıştır. Tekelci elit güçler tarafından tüm toplumsal değerler gibi ekonomiye de el konulmuş, gasp edilmiş ve çalınmıştır. Ekonomi toplumsal bir eylem olmasına karşın, bu temelde demokratik bir alan olmaktan çıkarılarak tekelci sermaye güçlerinin  hâkimiyetine geçirilmiştir. Endüstriyalizm kapitalist modernite ile birlikte bir tekel olarak toplum üzerinde hegemonyasını sürdürmektedir. Endüstriyalizm, kültürel, zihinsel, dil ve etnik yapılanma ve birçok olgunun üzerinde etkide bulunarak, toplumun temel varoluş  ve kendine yeterli doğal yaşam alanı olan tarımı yok olmayla karşı karşıya bırakmıştır.

Kadının temel yaşamsal alanı olan ekonomik alan, kapitalist modernite ile tam bir işgali yaşamaktadır. Kadın toplumsallığında ekonomi; beslenme ve üretimle ilgili işlerdir. Ancak kapitalist moderniteyle ekonomik alandan kadın tümden dışlanmıştır. Ekonomi kar-sermaye kıskacına alınmış, toplum işsizlikle, açlıkla, yoksullukla iktidara bağımlı hale getirilmiştir. Her ilişki sistemi, ekonomik çıkarlar doğrultusunda ele alınmıştır. Bir taraftan işsizlik, açlık, yoksulluk topluma dayatılırken, diğer taraftan paradan para kazanan kesimler oluşturulmuştur. Toplumun açlık, yoksulluk ve işsizlik sınırlarından kurtarılmasının vazgeçilmez yolu, kadın bilinci ve duyarlılığı doğrultusunda ekolojik-ekonomik yaklaşımlarla ekonomiyi örgütlemektir.

Kent ve  köy ilişkisi bu temelde kopartılarak, ekonomi kar-sermaye kıskacına alınmıştır. Toplum işsizlikle, açlıkla, yoksullukla iktidara bağımlı hale getirilmiştir. Her ilişki sistemi ekonomik çıkarlar doğrultusunda ele alınmıştır.

Kadının ekonomik alanlardan dıştalanması ve sömürgeleştirilmesi karşısında kadının öz savunma temelinde direniş hakkı vardır. Kadın en tarihsel toplumsal bir kurum olan ana emeğini ekonominin temel yasası ve anlamı olarak ele alır, bu temelde uygarlık sisteminin geliştirmiş olduğu tüm sahte ekonomi politikaları ile sürekli mücadele halinde olur. Ekonominin asıl sahibi olan kadın, toplumun ekonomik sorunlarından kendisini sorumlu görerek, bu sorunların aşılması ve alternatiflerin gelişmesi açısından  hem bilinçlilik, hem de örgütlülük açısından kendini sorumlu görür ve katılım sağlar. Emek bilinci temelinde geliştireceği toplumsal örgütlülüklerle tarım devriminin geliştirilmesinde öncülük düzeyinde rol oynar.  Bu anlamda köylere dönüş, köylerden başlayarak ekonomik birim, komün ve kooperatifler geliştirmek için yaygın örgütlenmelere gider.

EKOLOJİK BOYUT:

Evren, canlı ve cansız varlıkların bütünsel varoluşu olarak kendi içinde etkileşimli ve döngüsel, kendini sürekli üreten ve yenileyen bir sisteme sahiptir. İnsan müdahalesinin sonuçları ile bu sistemde bozulmalar ortaya çıkmış, ekolojik bunalım denilen olgu çevre sorunları olarak kendisini giderek tehlike arz edecek bir boyutta göstermiştir. Bunun kaynağı insanın insan üzerinde hâkimiyet kurması ve bu amaçla tahakküm araçları geliştirmesidir.  Ozon tabakasındaki deliğin büyümesi, sera etkisinin yol açtığı küresel ısınma, su ve toprakla birlikte hava kirliliğinin artışı gelecek hakkında alarm zillerini çaldırmaktadır. Artan nüfusun çoğalan ihtiyaçlarının bir çılgınlık biçimindeki tüketimle bir süre sonra karşılanamaz olacağı bilinmektedir. Tüketimdeki hesapsızlık kadar çevreyi kirleten ve tahrip eden endüstriyel gelişimin aynı tarz ve yaklaşımla devam ettirilişi eğer düzeltilmez ise dünyamızı dolayısıyla da insan varlığını korkunç felaketlerin beklediği gerçektir. Bu nedenle erkek egemen zihniyetin doğaya egemen yaklaşımının aşılması öncelikle kadına var olan tahakkümcü yaklaşımın aşılması ile mümkündür

ETİK VE ESTETİK BOYUT:

Bu iki değer ilişkisi toplumsal ilişkiler ve toplumsal dönüşümlerde farklı özellikler gösterseler de, tarihin akış sürecinde hep yan yana var olagelmiştir. Etik, iyi ve doğru olanı belirlemek kadar, doğru yaşama, doğru bir tercihe ve davranışa nasıl ulaşılır sorularına yanıt arar. Estetiğin alanı güzeli aramasıdır. Güzellik yasalarına göre yaratılan bir şey, aynı zamanda iyi ve doğru olma anlamını da taşır. Bu anlamda etik ve estetik bire bir insan yaşamına, davranışına gönderme yapmaktadır. Etik ve Estetik insanın yaşam anlamını yaratan kültür oluşturucu temel öğelerdir. İnsanın doğa ile uyumu, canlı ilişkisi ona yaşamda büyük bir etik ve estetik güç kazandırmıştır. Bu uyumun ve ilişkinin bozulması, parçalanmasıyla insan yaşamındaki anlam ve güzellik  bozulmaya ve parçalanmaya uğramıştır. Bu gerçeklik yaşamın gerçekleştirilmesi için tüm ilkleri geliştirenin kadın olmasından kaynağını almaktadır.Yaşamı etik ve estetik ilkeler temelinde güzelleştirmek, anlamlandırmak ve yaşanılır kılmak kadının temel görevi ve sorumluluklarındandır. Kadın kendi kimlik bilinci ve onun örgütlü mücadelesi ile tüm bağımlılıklarından kurtulabilir ve kendini özgürce gerçekleştirebilir. Bu temelde kadının etik ve estetik anlamda güçlü bir bilinçlenme ve örgütlenmesine temel bir ihtiyaç vardır. Özgürlük bilincinin yaratılmasında etik ve estetik değerlerin  işlevini bilen, kavrayan kadın, ilk başta kendisi ile bir uyumu, dengeyi sağlar. Doğal bir kişilik ve davranış açısından kadının kendi bedeni ile uyumu da gereklidir.Güzellik kavramını ahlaki ve politik ilkeler temelinde yeniden tanımlayan kadın, cinsiyetçi bir biçimde yapılan moda endüstrisi karşısında güçlü bir mücadele içinde olacaktır. Bu gün kapitalist modernitenin kozmetik ve moda endüstrisindeki yatırımcıları kadının bedenini kadavralara bölerek her parçasına bir değer biçmektedirler. Filmlerde, televizyonlarda ve reklamlardaki görüntüler kadının bir meta olarak çirkince kullanımının sonucudur. Bunu meşru kılan diğer araç ise cinsiyetçi medyadır. İyi düşünme, doğru davranma ve güzel yaşama açısından kadının etik ve estetik alanında eğitimle bilinç kazanmaya ve bu temelde başta kadın ocakları olmak üzere akademi ve okullar oluşturmak gereklidir.

DİPLOMASİ BOYUTU:

Kadın kendisini entelektüel, ahlaki ve politik alanda güçlü örgütlediği takdirde hem çağın gerekliliklerine hem de kadınların yaşadığı sorunlara cevap olabilecektir. Bu anlamda yerelden başlayarak evrensel düzeyde kadın özgürlüğünün ideolojik ve politik esasları temelinde örgütlenmek, pratikleşmek ve ortak kurumlaşmalara gitmek önemlidir. Kadının özgürlük sorunlarını bilince  çıkarmak kadar, çözüm yollarını tartışmak ve uygulama alanlarını ortak geliştirmek gerekmektedir. Bu anlamda kadının siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik, etik, ekonomik vb. alanlarda olduğu kadar diplomasi alanında da özgün kurumlaşmalarına ihtiyaç vardır. Tarihi birçok örnekte de bildiğimiz gibi diplomasi çalışmalarının gelişmesi ve halklar, topluluklar ve kadın adına başarı kazanmasında kadın hep önemli bir rol oynamıştır.  Konu halkların, toplulukların ve kadının ihtiyaçları, kardeşçe bir aradalığı olunca kadın buna bir yaşam görevi ve sorumluluğu temelinde bir yaklaşım belirlemiştir. Diplomasi çalışmalarında  toplulukların kardeşçe bir arada yaşama koşul ve olanaklarını yaratılması kadar, siyasi-ekonomik ortaklıkların da güçlü geliştirilmesi ve toplumsal yaşamın   güçlendirilmesi esas alınacaktır.Kadın kendi demokratik özerklik projesini ve sistemini  ulusal ve uluslararası alanda güçlü tanıtma, ortak platformlar geliştirme ve bu temelde kadın dayanışmasını geliştirmek için diplomasi açısından özgün kurumlaşmalara ihtiyaç vardır

Kadın Kooperatifleri: Demokratik toplumun ve kadının ekonomik örgütlenme modelidir.Kooperatifler toplumun ekonomik ihtiyaçlarını karşılar. Tekelin pazar üzerindeki iktidarını ve aşırı kar kanununu aşmayı, toplumun tümünü üretime katmayı amaçlar.

Özgür Kadın Akademileri: Akademi, kadının ve toplumun eğitim ihtiyacının giderildiği kurumlardır. Kadın özgürlük ideolojisi temelinde toplumun eğitimi ve özgür kadın kimliğini kadın kişiliğinde yaratmanın yaşam felsefesini oluşturma merkezleridir.

Kadın Meclisleri: Toplumun demokratik katılım, planlama ve denetim mekanizmalarını hayata geçirebileceği demokratik bir organizasyondur. Toplumun tüm sorunlarının tartışıldığı ve çözüm yollarının arandığı, herkesin adil ve eşit söz hakkına sahip olduğu, ortak karar aldığı ve aldığı bu kararları hayata geçirdiği bir toplumsal örgütlenmedir.