DÖÇ – Demokratik Özerkliğin Siyaset Boyutu

DEMOKRATİK ÖZERKLİK ÇALIŞTAYI

DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİN SİYASET BOYUTU

Kürt halkına karşı yürütülen inkar-imha siyasetinin ortadan kaldırılması, kendi kendisini yönetme iradesini gerçekleştirmesi, devletçi ve iktidarcı toplumu aşıp yerine demokratik toplumu inşa etmesi ile mümkündür. Bu da toplumun demokratik örgütlenmesini, siyasetin demokratikleşmesini, halkın öz yönetim iradesinin oluşmasını,cumhuriyetin demokratikleşmesini içerir.
Demokratik Özerk Kürdistan’ın siyasi iradesi, gücünü demokratik örgütlenmiş toplumdan, toplum da özgür yurttaşın bireysel haklarıyla kollektif, grup haklarının birlikte kullanmasından alır. Bu gücü toplum yararına demokratik siyasetle yerine getirir. Bunun için ulus-devletin katı merkeziyetçi, bürokratik yönetim ve idare anlayışına karşılık demokratik örgütlenmesini şart koşar. Demokratik siyasetle toplumun tüm kesimleri demokratik siyasete katılır, işlevli olur. Böylelikle açık, şeffaf yüz yüze politik topluluklar değişimin ve demokratikleşmenin gücü olur.
Demokratik özerklik, sadece devletin yetkilerini ve gücünü sınırlamakla kalmaz, bu rolü oynamakla birlikte devlet + demokrasi anlayışıyla toplumun demokratik yaşamını kurarak, tam ve doğrudan demokrasiyi devletin yanı başında var eder. Örgütlenme çokluğunu ve zenginliğini demokrasinin derinleşmesi, bireyin ve toplulukların güç ve irade kazanması olarak kabul eder.
Toplumsallıktan kopan ve toplum aleyhine gelişen bireyciliği kabul etmediği gibi bireyi iradesizleştiren, silikleştiren toplumsallığa ters düşen geleneği de ret eder. Özgür birey-özgür toplum, özgür toplum-özgür birey ilişkisini birbirini var eden toplumsal bütünlük olarak benimser. Kadınların özgürlük düzeyini demokratik toplumun temel kıstası sayar.
Demokratik Özerk Kürdistan’da, toplumun siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel, sanat, spor, eğitim, hukuk, kamusal amaçlı ulaşım, ticari, mali ve sınai vb tüm alanlarda özgün örgütlenmelerin yaratılması esastır. İdeolojik hegemonyayı, siyasi egemenliği amaçlamayan, ahlaki ve politik topluma ters düşmeyen siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez araçları olarak görülür.
Köyden başlamak üzere en tabanda komün, şehirde ise meclisler demokratik özerk sistemin demokratik kurumlarıdır. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm kesimlerin tabanda meclisler oluşturarak politikaya doğrudan katılımları demokratik sistemin demokratik işleyişinin gereğidir. Köylerdeki muhtarlık ve ihtiyar heyetleri devletin aracı olmaktan çıkacak, demokratik olarak örgütleneceklerdir. Şehirler arası belediye birlikleri bölgesel çapta örgütleneceklerdir. Tüm bu kurum ve örgütlenmeler kendilerini en yüksek karar organı olan ‘Halk Kongresi’nde temsil eder.
Halk Kongresi; özgünlüğü olan her halkın temel sorunlarının çözümü için vazgeçilmez örgütlenme modelidir. Halk kongreleri olmadan halk demokrasilerinden bahsedilemez. Halk kongresi ne devlete alternatif ne de devletin bir kuruluşudur. Var olan devletin yerini tutmak gibi bir hedefi de yoktur.
Demokratik özerklik, Kürt halkının kendi demokrasisini kurma ve kendi toplumsal sistemini organize etme hareketidir. İçte demokratik ulusu, dışta ise ulus üstü yapılanmayı ifade eder. Toplumun siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, inanç ve mezhepsel, etnik, cinsiyet özgürlüğüne dayalı, ekolojik, komünal alandaki örgütlenmelerinin birliği ve örgütlü toplumun kendi kendisini yönetme organizasyonudur.
Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde farklı kimliklerin kendisini özgürce ifade etmesine ve örgütlenmesine, sosyal yaşam ve kültürel faaliyetlerini özgürce yürütebilmesine olanak veren siyasal organizasyona demokratik özerklik diyoruz. Burada kastedilen özgürlükler yalnız bir bölge ve toplumsal kesim için değil, Türkiye’de yaşayan tüm etnik ve sosyal kesimler içindir. Zira özgürlükler coğrafi sınırlarla ve etnik kimliklerle çerçevelenemez.
Kürt sorununun çözümünde anlaşılması gereken; Kürt kimliğinin anayasal kabulü, anadilde eğitim, Kürt kültürüne özgürlük, düşüncenin kendisini örgütlemesi ve siyasetin  Kürt kimliği ile yapılması, Kürt halkının kendi iradesini açığa çıkarması temelinde yerelde kendi sorunlarını tartıştığı ve kendisinin çözdüğü, kimi sorunlarını ise merkezi hükümet ile ortaklaşacağı bölgesel meclislerin kabul edilmesidir. Demokratik özerklik en basit şekli ile böyle tanımlanabilir. Demokratik özerklik, başta Kürt halkı olmak üzere toplumun yeniden yeni bir örgütlenme anlayışıyla siyasetle buluşması anlamına gelmektedir. Demokratik özerklik bir model olarak Türkiye ve Ortadoğu gerçeğinde siyasetin hak ettiği yeri alması, hak ettiği değeri kazanması anlamına gelmektedir. Bu nedenle demokratik özerkliğin siyasetini tartışmak, demokratik özerklik altında gerçekleşecek siyasetin içeriği kadar biçimi ve işleyişini açığa çıkarmak da son derece önemlidir.
Demokratik özerklik, ulus-devlet ile çözümsüzlük, çatışma, inkar ve imha sürecinin artık kaldırılamaz bir noktaya geldiği, iktidar ya da yetki paylaşımını esas almadığından hareketle demokratik toplum değerlerinin etkinleştirilerek yaşatılmasının çözüm modelidir. Bu temelde demokratik özerkliğin siyasal yapılanması da demokratik özerkliğin ortaya çıkış gerekçeleriyle doğrudan bağlantılı olarak ele alınmalıdır. Her şeyden önce demokratik özerklik, yok sayılan kültürlerin ve halkların siyaset sahnesine çıkmalarını öngörmektedir. Çeşitli zor ve baskı yöntemleriyle siyasetten uzak tutulan halkların, toplumsal kesimlerin siyasete müdahil olmalarını öngörmektedir. Hem demokrasinin gereği olarak, hem artan ve çeşitlilik kazanan sorunların çözülebilmesi için siyasetin artık merkezi ve bürokratik yapısının değiştirilmesi tüm dünya için yükselen bir seçenek olarak kendini hissettirmektedir. Ortadoğu’ nun biriken sorunlarının aşılmasında da  Türkiye’nin değişiminin doğru temelde aşılabilmesi için de demokratik özerklik en uygun seçenek olarak gündemleşmektedir. Bunda belirleyici olan da özerkliğin demokratik yanıdır.
Demokratik özerklik merkezci, bürokratik, tekçi devletin ve onun beslendiği milliyetçiliğin reddi ve onun yarattığı sorunların aşılmasının modelidir. Çoğulcu, demokratik, eşitlikçi ve dayanışmacı bir anlayışın siyasete hakim kılınmasını hedeflemektedir. Devlet yapılanmasının çoğulculuğa, farklı renklere ve seslere açılması tekçi devlet yapılanmasının çoğullaştırılması iddiasındadır. Yetkinin merkezde toplandığı, bürokratik ve hantal devletin aşılması, yerinden yönetim ilkesinin yaşam bulmasını amaçlamaktadır. Devletin kendinde merkezileştirdiği yetkilerinin halka ve topluluklara paylaştırılması, halkın siyasete çekilmesi, siyasetin çekim ve çözüm gücü haline getirilmesidir. Dört yılda bir sandığa gitmenin demokrasi olmadığının bilince çıkarılmasıdır. Tüm vatandaşların kendi yaşam alanları ve sorunları üzerinde söz sahibi olması, uygulama ve çözüm gücü haline gelmesi devlete bağımlılığın en asgariye indirilmesini hedefleyen siyasal mekanizma demokratik özerkliğin siyaset ilkesini oluşturmaktadır.
Toplumu siyasetin dışına iten, siyaseti statükonun korunması çabasına indirgeyen, tekçi ve anti demokratik, baskıcı ve inkarcı yapılanmanın ve zihniyetin aşılması bölge ve Türkiye için bir zorunluluktur. Özerklik kendi başına demokrasiyle özdeş değildir. Özerkliğin demokratik içeriğe sahip olması zorunluluk olmamakla birlikte Ortadoğu’da özerklik tekçiliğe, inkar ve imha siyasetine, toplumun siyaset dışına itilmesine yani ulus-devlet siyasetine karşı bir seçenek olduğundan demokratik olması, demokratik siyaseti esas alması doğası gereğidir.
Burada demokratik özerklik altında yürütülecek siyasetin niteliğinin nasıl olacağı, nasıl yürütüleceği, siyaset kurumlaşması hangi ilkelere göre hareket edeceği, amacı, araçları ve mevcut siyaset anlayışından farkının ne olduğu önem kazanmaktadır. Demokratik özerkliğin siyaset ilkeleri, siyasal biçimlenişi, işleyişi ve  hukukunun nasıl olacağı yoğun akademik, felsefi ve siyasi tartışmaları gerektirmektedir.

Demokratik siyaset, halkın gerçek siyasetidir.
Devletçi uygarlık tarihi boyunca halklar ve toplumsal kesimler adına başkaları siyaset yapmış, temsili siyasetler ortaya çıkmıştır. İddiaları farklı olsa da hiçbiri toplumu esas almamıştır. Devlet eliyle yapılan veya sonucu devletleşmeye varan siyasetin toplumu temsil etmediği her seferinde yeniden ortaya çıkmıştır. O nedenle günümüz siyaseti, halkın doğrudan katılımını sağlayan nitelikte olmalıdır.
Toplum ve doğa kırım olarak nitelediğimiz tüm yönelimler devletçi, çıkar gruplarını esas alan temsili siyasetin kurumları ve sistemi eli ile yani, devletçi siyaset tarafından yürütülmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de, toplumumuzu ve doğamızı yıkıma uğratan tüm uygulamalar devletçi siyasetin sağladığı meşruiyet ve rızaya dayandırılarak sürdürülmüş ve sürdürülmektedir. Hiçbir dönemde olmadığı kadar derinleşen toplumsal ve ekolojik kriz en ileri demokratik siyaset olarak tanımlanan temsili demokraside, toplumun geleceği ve çıkarları ile hiçbir ilgisi bulunmayan hâkim siyaset sayesinde yaşanmaktadır. İşte demokratik siyasetin tanımı, farkı ve işlevi de bu noktada belirginleşmektedir. Yürütülen toplum ve doğa kırımına karşı topluma öz niteliğini yeniden kazandıran; toplumun bilinç, örgütlülük ve tartışma düzeyi kazandığı zihniyete ve demokratik alanları açığa çıkaran siyasete demokratik siyaset diyoruz. Demokratik siyaset, büyük tahribata uğratılan ve yıkıma sürüklenen topluma kendine sahip çıkma, kendini koruma, konuşturma ve özgürlük temelinde geliştirme gücü kazanmasının mücadelesi ve sanatı demektir.

Zihniyet çalışması olmaksızın demokratik siyaset yürütülemez.
Kendi hayati ihtiyaçları, sorunları ve işleri üzerinde düşünebilen, tartışıp kararlaşan ve bu doğrultuda eyleme geçebilen toplum, yaşanan toplum kırımı da doğa kırımı da durdurmanın tek çaresi ve çözüm yoludur. Sürdürülen kültürel ve siyasal soykırım, tek tipleşme, farklılıkların silinmesi, yabancılaşma, kar ve iktidar tapıcılığı, ahlaki ilkeden kopuşun önüne ancak böyle geçilebilir. Uğruna mücadele verilen eşit ve özgür toplumsal şekillenme böylesi bir siyasetle gelişebilir. Bunun dışında başka bir yol yoktur. Bin yıllardır toplumsallaşmamızı yaratan, geliştiren ve güvence altına alan politik ve ahlaki özelliklerin güncellenmiş yeni yorumu olarak demokratik siyaset çalışması yürütülmeden, toplumlar bu temelde felçli durumlarını aşamaz, eşit ve özgür topluma ulaşılamaz. Kendini toplum kurtarıcılığı üzerinden tanımlayan, bunu da bir devrimle devlet aygıtını ele geçirerek gerçekleştirebileceğini düşünen devrim ve devrimcilik anlayışı, reel sosyalizm pratiğinde ve ulusal kurtuluş mücadeleleri sonrası ortaya çıkan ülkelerde iflas etmiştir. Tarihi ilerlemeci, düz-çizgisel mercekten okuyan, sınıflaşmayı ilerleme sayan, devleti bir özgürlük aracı olarak gören bu yanıyla Fransız jakobenizminin derin izlerini taşıyan, aşırı iradeci, toplumu biçimlendirebileceğini düşünen inşacı zihniyetten kurtulan siyaset özgür toplumsallaşmanın zorunluluğu olacaktır.
Arkasında derin bir zihniyet çalışması olmaksızın demokratik siyaset çalışması yürütülemez. Dolayısıyla demokratik siyasetin bir yanını, topluma öz bilinç kazandırmayı amaçlayan kurum ve kadrolarla geliştirilecek olan zihniyet çalışmaları oluşturmaktadır. Demokratik siyaset akademileri ve sosyal bilim merkezleri olarak da adlandırdığımız bu kurumlarda toplumun siyaset yeteneğinin ve gücünün açığa çıkarılması, bunun kadrolarının yaratılması son derece önemlidir. Demokratik siyaset, hâkim siyasetin zihniyet yapılanmalarına dayalı olarak yürütülemez. Günümüzde okullar, araştırma kuruluşları, üniversiteler, medya halkın demokratik siyasetinin üretildiği, onun zihniyet çalışmasının yürütüldüğü özgür mekanlar değildirler. Aksine hâkim siyasete sıkı sıkıya bağlı, ona meşruiyet üreten kurumlar olarak demokratik siyasete de o oranda kapalıdırlar.
Demokratik siyaset, halkı tartışma süreçlerine katmadan, onun denetimine ve doğrudan katılımına açmadan yürütmek mümkün değildir. Bu sürecin yaşanabileceği örgütlülükler; siyasi partiler, komünler, meclisler, konseyler, sivil toplum kuruluşları, dernekler, sendikalar, oda ve meslek örgütleri, halkın kültürel ve sosyal kurumları, dini mekânlardır. Tekelci sermaye ve iktidar odakları dışındaki tüm toplumsal kesimleri kapsayan yaygın, kendi aralarında koordineli olan örgütlülük demokratik siyaset çalışmasının en can alıcı yanını oluşturmaktadır. Kendini devletleşmeye kapatmış, halkın doğrudan katılımına, tartışma ve kararlaşmasına açan bu tür örgütlenmeler ne kadar yaygınlaşırsa toplum politik niteliğini o denli kazanmış olur.

Karar gücü öz savunma gücüyle pekişmeden kolay yürürlüğe konulamaz.
Demokratik siyasetin böyle tabandan, toplumun doğrudan katılımına ve kararlaşmasına dayalı olarak geliştirilmesi başta devlet olmak üzere birçok iktidar ve sermaye gücünü harekete geçirecektir. Hâkim sistemin iktidara ve kâra endeksli geliştirdiği birey ve toplum gerçeği bile başlı başına bir tehdit ve tehlike olarak ortada durmaktadır. Dolayısıyla demokratik siyasetin öz savunma perspektifi ve donanımının bulunması kendini savunma gücünün oluşturulmasında bir gerekliktir. Demokratik siyaseti bir de bu yanıyla düşünmek ve anlamak, bunun gerektirdiği bilinç, örgütlülük ve donanımı yaratmak şarttır. Tüm hücrelerine kadar devlet ve arkasındaki iktidar aygıtlarının zoruna açık bir siyaset çalışmasının, sonuç alabileceği düşünülemez. Bu yanıyla demokratik siyaset çalışması ciddi bir direniş kültürü ve bilinci yanında bunun ifadelendirileceği öz savunma kurum ve araçlarıyla da donanmak durumundadır.
Toplumsal güvenlik; toplumun farklılığını ortaya koyan kimliksel özellikler (dil, kültür vb.) başta olmak üzere temel yaşamsal ihtiyaçların (ekonomik, siyasal, vb.) karşılanması önündeki tüm  engellerin (askeri, hukuksal, idari, vb) ortadan kaldırılması ve temel yaşam alanlarına (ahlaki-politik örgü içine) yapılan saldırıların püskürtülmesi amaçlı toplumsal örgütlenmelerdir.
Bu çerçevede meşru savunma; bireyin, kesimin, halkın ve toplumun iktidarcı egemenlikçi zihniyetin siyasi, ekonomik, askeri, kültürel ve sosyal politikaları eksenli yönelmeleri ve saldırıları karşısında kendisini ve değerlerini koruması ve güvence altına almasıdır.
Bu durum doğal olarak, devletle yetki paylaşımı içine giren özerk yönetimleri değil de, kendi farklılığını kendi iradesi ile göstermeyi esas alan toplumsal alan örgütlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Klan topluluklarının tüm üyeleri ile birlikte kararlaştırıp hayata geçirdikleri iki temel alan vardır. Topluluğun güvenliğini sağlama ve zorunlu hayati ihtiyaçlarını karşılamadır. Burada tam yetkili olan topluluğun kendisidir. Toplumsal evrim içinde ortaya çıkan tüm iş bölümleri de bu temel üzerinden gelişmiştir. Giderek bu toplumsal istemler üzerinden bu görevi toplum adına üstlenerek hareket eden devlet ortaya çıkmıştır. Dikkat edilirse tüm devletler, toplum adına, kamu yararı ve kamu güvenliği için var olduğunu ifade etmiştir.Devletin olmadığı yerde anarşi, terör, kaos olur; kimsenin can ve mal güvenliği, iş ve çalışma güvenliği kalmaz anlayışı yerleştirilmiştir. Halbuki bunun tersinin doğru olduğuna tüm insanlık tarihi şahittir. Kamu yararı ya da güvenliğinin teminatı devlet ve onun sivil-askeri-bürokratik örgütleri ya da güvenlik teşkilatları değildir. Milyonlarca yıl ve bugün, halen sınırlı düzeyde de olsa toplumlar özel örgütlenmeler olmadan da toplumsal düzeni sağlamışlardır. Yani devletçi anlayışın dayattığı gibi toplumsal güvenliğin yolu kanuni düzenleme ve özel güvenlik birimleri değildir. Aksine bunlar toplumsal güvensizliğin nedenleridir. Güvenlik esas olarak ahlaki-politik ortamda yani demokratik toplumda sağlanır. Onun için toplumun tüm yaşamsal alanlarında kendi öz örgütlenmelerini yaratması (meclisler, komünler, ocaklar, kooperatifler, eğitim-sağlık örgütleri, ekonomik işletmeler vb.) güvenliğinin teminatı anlamına gelmektedir. Bunlara bağlı olarak topluluk iradesinin denetimi altında istenildiği zaman dağıtılan ya da görevden alınan özel güvenlik örgütlenmeleri ya da görevlendirilmelerine gidilebilir. Özellikle günümüz dünyasının askeri örgütlenmeleri, yüksek teknolojik savaşları düşünüldüğünde salt toplumsal alanın sivil örgütlenmesi güvenlik alanının tüm ihtiyaçlarını karşılamayabilir. Ama buna rağmen zorunluluktan kaynaklı oluşturulan tüm güvenlik birimleri veya görevleri toplumsal alanın denetimi altında olmalıdır. 17-18-19. yüzyıl komünlerinin ve konfederal örgütlenmelerinin oluşturulan askeri ve hukuksal düzenlemelerinde tam yetkili olan komünler ve şehir meclisleriydi. Antikçağın Atina demokrasisinde de ordu ve komutanlar meclis onayından geçmekteydi. Atinalıların düzenli ordusu yoktu, ama bugünün İsviçre’sinde olduğu gibi dönemsel askeri eğitimleri vardı. Gerektiği zaman tüm Atina yurttaşları meclisin görevlendirdiği bir komuta altında birer askerdi. Bu yapısıyla on binlerle ifade edilen Atina ordusunun yüz binlerin Pers ordusu karşısında demokrasilerini ayakta tuttuklarını unutmamak gerekir. Burada esas olan demokrasidir. Demokrasi de devletten uzaklaşmak ve toplumsal alanı esas almakla gerçekleşir. Çünkü toplum güvenliğinin en temel düşmanı devlet ve ona ait temel özel kurumlardır.  Onun için öz savunma demokratik özerkliğin en temel toplumsal kimlik ve toplumsal alan savunması anlamınadır.
Demokratik özerkliğin ilanı ve öz savunma konusunda Zapatistleri örnek vermek hayli eğitici olacaktır.
1 Ocak 1994 gece yarısı keserler, sopalar ve az sayıda tüfekle silahlanmış binlerce yerli, EZLN (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) öncülüğünde Meksika’nın Guatemala sınırındaki Chiapas Eyaleti’nin büyük kentlerinden dördünü işgal ederler. İsyancılar farklı etnik gruplara mensup yerlilerdir. Yıllardır süren baskının ve  devam eden soykırımın son bulmasını istiyorlardı. Oluşturdukları komünleri sonuna kadar savunacaklarını dile getiren yerliler, kendi yönetim ve yaşam tarzlarını mutlaka oluşturacaklarına olan umutlarını dile getiriyorlardı.
Bu işgal hareketiyle kendisinden bahsedilen Zapatista hareketi, Aralık 1995’ten itibaren Zapatista bölgesinde özerk belediyeler yaratmaya başladı. Askeri kuşatma ve baskılara karşın, Zapatistalar buralarda herbir belediyeyi oluşturan cemaatin içinden yönetim konseyi örgütleyip belediyelerde özerkliği uygulamaya başlarlar.
Zapatista bölgesindeki özerk birimler, “Zapatista topraklarında yönetenlerin izlenme suretiyle yönetmesini sağlamak için yaratılmıştır. Her bir isyan bölgesinde, bölgenin her bir özerk (belediye) konseyinden gelen bir ya da iki delegenin oluşturduğu bir Junta bulunacak”tır. Bu öz denetim, öz yönetim, halkın kendi kendisini yönetmesi ve denetlemesi anlamına geliyordu.
Böylelikle özerk cemaat ve belediyeler, kendi örgütlenmelerini korurken, bu yapılarına birkaç belediyeyi kapsayan Juntas de Buen Gobiernoları da eklerler. Bu bir anlamda bölge özerk konseyleri anlamına gelmektedir. Her bir Junta kendi yürütme bölgesindeki çelişki ve zorlukları izlemek ve çözüm üretmekle yükümlüdür. Buna göre de topluluk ya da belediyelerde bir haksızlık olduğunda ya da işler gerektiği gibi, cemaat iradesi uyarınca yürümediğinde herkes juntaya başvurabilecekti. Juntalar aynı zamanda ‘sivil toplum’la ya da gerektiğinde hükümet görevlileriyle ilişkileri de üstlenmektedir.
Zapatistler, elde ettikleri bölgelerde askeri kuşatmaya ve süregiden paramiliter tehditlere karşın, toplumu ve onun değerleri korumaya çalışıyor. Piyasanın, devletin ve sermayenin mantığının ötesinde yaşıyor, geri aldıkları ortak arazileri üzerinde, kendi özerk yönetim biçimlerini canlandırıyor, hükümetten herhangi bir hizmet ya da fon almadan yaşamı yeniden kuruyorlardı.
1995 yılından beri gelen Meksika hükümetleri  Zapatistaları etkisizleştirmek ve diğer alanları da etkilemelerini engellemek için kuşatmalar biçiminde operasyonlar başlatır. Bu kuşatmaya ve operasyonlara karşı Zapatistler direnmekte ve yaşadıkları topraklar üzerinde Meksika devletine rağmen varlıklarını korumaktadırlar.
Askeri kuşatma ve operasyonların sorunun çözümüne katkı yapmadığı özellikle 2000 yılından sonra oluşan hükümetlerce dillendirildi. Bu süreçten sonra barışçıl direniş böyle algılanmaya başlandı.Komutan Marcos’un öncülüğünde başlatılan barış yürüyüşü sonunda Meksiko City’de görüşme de gerçekleştiren Zapatistler, etkinlik alanlarında devlete rağmen komün ve meclisler ile oluşturdukları demokratik örgütlenmeleri ile  bölge yerlilerinden oluşan bir öz savunma gücü gerçekleştirmiş bulunmaktadırlar.
Benzeri bir durum bugün Kürdistan’ da Kürtler başta olmak üzere Kürdistani halklarda yaşamaktadırlar. Demokratik toplum kongresi ile bölge halkları, kültürleri ve inanç grupları sistemin retçi, inkarcı ve asimilasyonist poltikalrına karşın kendilerini korumaya, değerlerini geliştirip büyütmeye çalışmaktadırlar.
Öz savunma Sayın Abdullah Öcalan’ nın da üzerinde önemle durduğu bir konudur. Bir çok kitabında ifade ettiği gibi meşruiyete dayalı bir öz savunmadan bahsetmektedir
“Kürtler soykırımdan nasıl kurtulacaklarını somutlaştırmalıdır…. Toplum burada kendi öz savunmasını kurar. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi güvenlik sistemine kavuşmasını ifade ediyorum. Bunu daha fazla halk tartışır farklı sonuçlara ulaşabilirler. Mesela çocuklarını askere gönderecekler mi? Askeriyede yer alacaklar mı, bunlar tartışılır. Mesela korucular nasıl lağvedilecek, koruculuk meselesi nasıl halledilecek bunlar tartışılmalıdır.”

Demokratik Özerk Kürdistan’da Öz Savunma
Doğada kendisini savunmayan hiçbir canlı yoktur. Her canlı varlığını korumak için gösterdiği refleksle birlikte kendine özgü savunma tedbirlerine de sahiptir. Canlılar içinde öz savunmasını en bilinçli geliştiren varlık ise insandır. İnsanlık tarihinin bir yönü de öz savunmasını geliştirme tarihidir. Nitekim tarih boyunca klandan kabile ve aşiretlere, kavim ve uluslardan dinsel cemaatlere, köyden kentlere kadar her toplum biriminin daima bir öz savunma ihtiyacı doğmuştur. Öz savunma, hem varlığına dıştan gelecek saldırıları, hem de ahlaki ve politik toplum gerçekliğine karşı içten gelişecek tehlikeleri bertaraf etmek için ekmek, hava ve su kadar yaşamsal önemdedir.
Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Öz savunma boyutu, toplumlar için sadece bir askeri savunma olgusu değildir. Kimliklerini koruma, politikleşmelerini sağlama ve demokratikleşmelerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir. Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Tüm toplumlarda öz savunma varlığını korumanın olmazsa olmazıdır.
Kürdistan halkı tarih boyunca dıştan gelen saldırılara karşı sürekli kendini koruma mücadelesi vermiştir. Kürtler ilk işgalci ve istilacı güçlerin saldırısından günümüze kadar her türlü işgal ve saldırılara karşı varlığını korumak için öz savunma içinde olmuşlardır. Yakın tarihte 19. ve 20. yüzyıl isyanları da bütün imkansızlıklara ve örgütsüzlüğe rağmen bir öz savunma olarak gerçekleşmiştir.
Kürdistan halkı üzerindeki inkar-imha ve soykırım tehditleri ve saldırıları bu günde her türlü teknik ve imha araçlarıyla devam etmektedir. Bu, Kürdistan halkının öz savunmasının örgütlülük düzeyini her zamankinden daha nitelikli, güçlü ve etkili kılmasını gerektirmektedir.
Halkımız kendi demokratik özerklik modeli ile yaşamını; ekonomik, siyasi, kültürel, askeri ve diğer tüm boyutlarda örgütlemektedir. Türk devleti demokratik özerklik  iradesini kabul etmemek için her türlü baskı ve zulmü uygulamada ısrarlıdır. Bu durum karşısında halkımız kendi öz savunmasını örgütleyip Demokratik Özerk Özgür Kürdistan çıkarlarını her düzeyde en aktif bir şekilde savunma hakkına sahiptir. Bu, tarihten gelen bir hak olduğu kadar uluslararası sözleşmeler ve BM’ın devletsiz halkların hakları temelinde evrensel hukuk tarafından öngörülen ve kabul edilen bir haktır.
Türk devleti demokratik özerkliği tanıyıp, Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını kabul edene kadar öz savunma etkin biçimde sürdürülecektir.Bu sürecin savunması asimilasyonistçi politikalara karşı toplumsallaşmayı savunmak, siyasal, sosyal, dilsel, kültürel ve inançsal temellidir. Demokratik özerklik kabul edildiğinde geliştirilecek olan öz savunma ise bugünkü öz savunmadan farklı olarak yasal ve legal olacaktır. Olası dış saldırılara ve daha çok da ahlaki politik topluma karşı içten gelecek saldırıları önlemeye dönük olacaktır.
Demokratik özerkliğin öz savunma boyutuna iki yönlü bakmak gerekmektedir.Beş ilkenin hepsi bir araya getirildiğinde ortaya çıkacak olan demokratik Kürt ulusunun mevcut konjektürdeki FKÖ benzeri bir öz savunma ya da halk savunma anlayışıdır.Bu savunma anlayışı sayın Abdullah Öcalan’ da görmek gerekiyor.
“Öz savunma KCK, PKK tarzı silahlı yapıyı değil halkın kendi güvenliğini sağlamasıdır. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi güvenlik sistemine kavuşmasını ifade ediyor…”
Gelinen aşamada mücadele tarihimizin dördüncü dönemini devlete rağmen demokratik özerklik ilanı ile taçlandırmayı esas aldığımız bugünü düşünerek bu perspektifle soruna yaklaşmak önemlidir.
Öz savunma salt silahlı yapılanma olarak ele alınamaz. Toplumun kendi kimliği ve öz yaşamı konusunda her alanda örgütlenmesini ifade eder. Bunun için de birçok konuda olduğu gibi askerlik ve koruculuk konularında da toplum kararını vermelidir.
Halkın aydınlatılması ve örgütlendirilerek mücadeleye sevk edilmesinin yanında, sömürgeci güçlerce elinden alınan değerlerinin geri alınarak toplumsal değerler hanesine katılmasını sağlamak gibi bir görevimiz bulunmaktadır. Bu temelde şu ana kadar yürütülen özgürlük mücadelesinin temel taleplerinin devlet kabul etsin ya da etmesin hayata geçirilmesi çalışması meşrudur. Son yılların kazanılan demokratik değerleri halen tasfiye edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.  Yüz yıllardır süregelen inkar-imhaya dayalı soykırım farklı araçların da devreye girmesiyle halen devam etmektedir. Kürt toplumu ekonomik, siyasi, kültürel soykırımlarla karşı karşıyadır. Toplumun kendisini soykırıma karşı koruyacak örgütlenmeler temelinde bir öz savunma mücadelesi yürütmesi halk olmasının gereğidir.
Örneğin referandumdaki ya da okulların açılışındaki boykotlar bu kapsama gireceği gibi, Amed’deki Küçük Medya’nın evinde açtığı Kürtçe kurs bu kapsamdadır. Viranşehir’de kaçırılan küçük kızın halk tarafından kurtarılması, sapıkların halk tarafından yakalanması da bu kapsamdadır. Diğer yandan Şemdinli’de bombacı ‘iyi çocukların’ halk tarafından yakalanması ve belgelerle suçlarının açığa çıkarılması da etkin bir öz savunma anlayışıdır.
Bu örneklerde de görüleceği gibi Kürtler kendi kimliğini, yaşamını tehdit eden gelişmeler karşısında örgütlü ya da kendiliğinden tavırlar koymaktadırlar. Önemli olanı ise bunun bilinçli-örgütlü ve öncelikler sırasına göre toplumu tehdit eden tehlikelere karşı geliştirilmesidir.
Soykırım, bir toplumu ortadan kaldırmaya yönelik bilinçli-örgütlü ve planlı olarak organize güçlerin yürüttüğü kapsamlı saldırıdır. Bu yönü ile soykırım bir insanlık suçudur. Sadece haklar anlamında değil, uluslararası hukuk açısından da suçtur. Soykırıma mutlaka doğru yaklaşılmalı, ona göre örgütlenilmelidir. Siyaset akademileri, sığınma evleri, meclisler, konseyler ve kongreler bu anlamda  birer öz savunma merkezleri olarak değerlendirilmelidir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; kültürel soykırıma karşı geliştirilen Kürt dil-kültür örgütlenmeleri ve soykırımcı egemen kültüre karşı geliştirilen tüm mücadele biçimleri (boykotlar ve evde verilen kurs örneği gibi) öz savunma kapsamı içindedirler.
Siyasal soykırıma karşı geliştirilen tüm örgütlenmeler (siyasal partiler, sivil toplum  örgütleri vb.) ve onların geliştirdiği mücadele biçimleri (referandum boykotu ve sivil itaatsizlikler vb.) öz savunma kapsamı içindedir.
Ekonomik soykırıma karşı geliştirilen ve geliştirilecek olan kolektif emeğe dayalı üretim-tüketim örgütlenmeleri aynı zamanda toplumun temel maddi ihtiyaçlarının da karşılanmasına yönelik en demokratik eylem olma karekterini taşımaktadır. Özellikle de  yoksul bıraktırarak tüm değerlerini satar hale getirilmek istenen Kürt gerçekliği düşünüldüğünde, atılacak adımlar ve verilecek olan anti-tekel mücadele etkin bir öz savunma biçimidir.
Diğer yandan fiziksel soykırım merkezi olarak varlığını sürdüren ve Kürdistan üzerinde her türden soykırımın sürdürülmesinin bekçiliğini yapan Türk ordusu karşısında tutum belirlemek ve Kürt çocuklarını askere göndermemek konusu önemli bir öz savunma konusu olacağı gibi, başta korucular olmak üzere tüm halkın koruculuk karşısında alacağı tutum da önemli olmaktadır.
Demokratik özerkliğin belki de Zapatistler örneğinde olduğu gibi,  toplumsal nitelik kazanması ile birlikte zabıtalar ya da polislerden çok öz savunma gücü olarak milis örgütlenmesi de dahil olmak üzere halkın örgütlü tutumu önemli rol oynayacaktır.
Bütün bu sayılan güçler devlet tipi örgütlenmeler değil, toplumsal örgütlülüklerden kaynağını alacaktır. Doğal olarak da her alanda örgütlenmiş toplum, her alanda kendi yaşamına toplumsal olarak sıkı sıkıya sarılarak kendisini yönetmedeki ısrarını ortaya koyacaktır.
Dikkat edilirse buraya kadar ve bundan sonra da herhangi bir devlet örgütlenmesi formülasyonu yoktur. Şehirlerde oluşturulacak polislerden ve bölgede uygulanacak hukuktan bahsedilmemiştir. Eğer sömürgecilik inkârdan vazgeçer ve Kürt halkının demokratik iradesini tanıyıp soykırım politikasını terk ederse, o zaman uygulanacak hukuk, geliştirilecek diplomasi, yapılacak ortak ya da ayrı etkinlik ya da örgütlenmeler gündeme gelebilir. Buraya kadar işlenen bölümüyle, demokratik özerkliğin güvenlik boyutu, tümüyle “devlete rağmen uygulanacak” düzeyinde ele alınmıştır. Devlet+demokrasi temelinde oluşacak demokratik cumhuriyet koşullarında, demokrasiye duyarlı devlet ile birlikte toplum kendi öz savunmasını tartışabilir.
Demokratik Özerklik, aşağıdaki öz savunma esaslarına göre inşa edilir:
A- Demokratik Özerk Özgür Kürdistan’ın statüsünün kabul edilmediği koşullarda öz savunma;
Şehir, kasaba, mahalle ve köyde yaşayan tüm halk faşist, gerici ve soykırımcı saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olur, öz savunmasını toplumsal direniş temelinde gerçekleştirir.
İnkârcılık ve sömürgecilik Kürdistan toplumunu uyuşturucu, kumar ve fuhuşla toplum kırıma uğratıp örgütsüz ve savunmasız bırakarak egemenliğini ve soykırımcı politikalarını kolayca sürdürmek istemektedir. Halkın örgütlü gücüne dayanan öz savunma güçleri bu tür toplum kırım odaklarını etkisizleştirip, bertaraf eder.
Her Kürdistan’lı genç Demokratik Özerkliğin inşa çalışmalarına ve  savunmasına katılır, halkımız üzerindeki tehdit ve saldırıları bertaraf etmek için yer almayı bir yurtseverlik, ahlaki sorumluluk ve ulusal görev olarak kabul eder.
Demokratik Özerkliğin inşası ve savunması için özel savaşın örgütlemesi olan koruculuk sistemi lağvedilerek, belli bir program dahilinde korucuların demokratik sistem içinde toplumla barışık bir yaşama geçmeleri sağlanır.
Öz savunma karşıt istihbarat ve muhbir ağını ortaya çıkarıp etkisizleştirmeyi esas alır.
Demokratik Özerkliğin varlığı ve özgürlüğünün tehlikede olduğu dönemlerde tüm yurttaşların tam bir seferberlik ruhuyla varlığını korumak, özgürlüğünü gerçekleştirmek ve güvenliğini sağlamak amacıyla sorumluluk üslenmesi en asli yurtseverlik görevidir.
Demokratik Özerkliğin resmen tanınması halinde, ülke sınırlarının korunması ve orduya katılma biçimi müzakere edilerek çözüme kavuşturulur.
Sömürgeci güçlerin askeri amaçla yapmaya çalıştıkları yol, baraj vb. uygulamalara karşı çıkar.
Hiçbir güç Kürdistan’ın demografik yapısıyla oynayamaz. Zoraki göç, sürgün ve başka bölgelerden farklı halkların getirilerek yeni yerleşim alanlarını açmayı suç sayar.
Kürdistan doğasının tahrip edilmesi suçtur.
Doğal çevrenin tahrip edilerek yeni yerleşim yerlerinin açılması ve yine yerleşim yerlerinin zorla ortadan kaldırılmasına izin verilmez.

B-Demokratik Özerklik statüsünün kabul edildiği koşullarda öz savunma;

Öz savunma birlikleri askeri tekel olarak değil, toplumun iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarına göre demokratik organların sıkı kontrolü altında kurulur.
Öz savunma birlikleri, ahlaki ve politik toplumun özgür ve farklılıklar temelinde eşitlikçi karar yapısı olarak, demokratik siyaset iradesini geçerli kılar. Özgür düşünme, tartışma ve karar alma süreçlerinin sağlıklı yürütülmesini sağlar. İçten ve dıştan bu iradeyi boşa çıkaran, engelleyen, yok eden güçlerin müdahalesine karşılık verir ve etkisiz kılar
Öz savunma birliklerinin komuta yapısı hem demokratik siyaset organlarının, hem de birlik üyelerinin çifte denetiminde olup, gerek görülürse karşılıklı öneri ve onaylamalarla  değiştirilebilir.
Demokratik Özerklikte iç güvenlik sorunu demokratik özerk yönetimi tarafından çözülür. İç güvenlik güçleri bulunduğu alandaki meclislere bağlı olarak görevlerini yerine getirirler.
Demokratik Özerkliğin yönetimi, sömürgeci devletinin Kürdistan halkının iradesi ve rızası alınmadan yaptığı tüm gizli ekonomik ve ticari antlaşmaları (menkul ve gayri menkul, arazi vs) yeniden gözden geçirir ve Kürdistan halkının çıkarlarını esas alır. Demokatik Özerk Kürdistan’ın kararları dışında yasadışı hareket eden menfaat çevrelerine karşı öz savunma yasalar çerçevesinde görevini yapar.
Demokratik Özerklik yönetiminin yasaları ve izni dışında bireysel ve organizeli silah taşımak, bulundurmak ve silahlanmak yasaktır.
Halkımızın can ve mal güvenliğinin doğal afetlere maruz kalması durumunda Demokratik Özerk Kürdistan savunma güçlerinin yanısıra sivil savunma güçleri örgütlendirilir ve harekete geçirilir.

Demokratik siyaset Ortadoğu’nun direnişçi geleneğinden beslenecektir
Toplumsallığımızın ve doğamızın karşı karşıya kaldığı büyük saldırganlık karşısında, temel çıkışımızı başarıya taşıyacak direniş hattı, demokratik siyasettir. Çerçevesini bu biçimde çizdiğimiz demokratik siyaset çalışması elbette ki daha derinlikli ve ayrıntılı incelemelere ve örneklemelere ihtiyaç duymaktadır. Ortadoğu halklarının barış, demokrasi ve özgürlük ihtiyacına yanıt verecek tek seçenek olan demokratik siyaset, daha çok tartışarak ve üzerinde ısrarla ve inatla durularak geliştirilebilinecektir. Tarihimizde çokça örneği bulunan bilgelik, ozanlık, evliyalık ve peygamberlik gerçeği bize ‘demokratik siyasetin kişiliğinin’ nasıl olması gerektiğine ilişkin çok değerli örnekler sunmaktadır. Yine halklarımızın direniş geleneği, ihtiyacımız olan birçok şeyi içermesiyle yeniden okunmayı ve anlaşılmayı gerektirmektedir. Demokratik siyaset bu temelde ele alındığında ve yürütüldüğünde halklarımızın zihinsel, örgütsel, eylemsel iradesini zirveleştirmekle kalmayacak, kaos ortamının krizinin de aşılmasının gücü olacaktır.
Bu noktada özerkliğin demokratik siyaset temelinde işlerlik kazanması olmazsa olmaz kabilinden ele alınırken, kendini klasik devletçi siyaset gerçeğinden belirgin çizgilerle ayırması zorunludur. Onun için yurttaş meclisi, kent meclisi, mahalle, bölge, sokak meclisleri, komünler, kadın ve gençlik örgütlenmeleri, meslek kuruluşları, dini, etnik örgütlenmelerde geniş bir tartışma ve kararlaşma süreçlerini yaşamak şarttır. Böylelikle meclisler meclisi olan özerk bölge meclisi, demokratik içeriğe kavuşabilir ve halkın demokratik iradesini temsil eden noktaya gelmiş olur.
Demokratik özerklik, bir siyasal mücadelenin sonucu gündeme gelmiştir. Bu mücadele sürecine damgasını vuran siyaset Kürt halkının en uzun süreli, çağdaş ve en örgütlü mücadelesi ile ortaya çıkmıştır. Bu anlamıyla Kürt halkının öz siyasetidir, bilimsel ve çağdaş olduğu kadar Kürt halkının özgücüne dayanır ve öz yeterliliği esas alır. Kendisini demokratik uygarlığın mirasçısı olarak ele alan bu siyasetin amacı, politik-ahlaki toplumu başat kılmaktır. Bu anlamda çoğulcu, dayanışmacı, komünal ve demokratiktir. Cinsiyet özgürlükçü ve kendisini de bir parçası olarak gördüğü doğa yanlısıdır. Dolayısıyla yapısı ve işleyişi de bu içeriğiyle uyumlu olmak durumundadır. Temsili demokrasi bu özü gerçekleştirecek nitelikte değildir. Katılımcı demokrasi ilkeleri gereği hareket etmek ve doğrudan demokrasiyi hedeflemek demokratik siyasetin aslı görevidir.
Demokratik siyasetin amacını toplumun siyasete yabancılığının aşılması, toplumun zayıflatılan politik özelliğinin yeniden kazandırılması olarak ifade etmekte mümkündür. Toplumu siyasete çekmeden, siyasette söz ve karar sahibi yapmadan demokrasinin işlerlik kazanması; Ortadoğu ve Kürt halkının biriken sorunlarına çözüm getirmek olası değildir. Toplumun biriken sorunlarının aşılması temsili siyasetle mümkün görünmemektedir. Toplumun kendi adına söz ve karar süreçleri oluşturması, bunları kurumsallaştırması, politik niteliğini güçlendirerek gününü ve geleceğini ele alması gerekmektedir. Özerkliğin demokratik niteliği işte bu noktada anlam kazanmaktadır. Siyaset, çok geniş halk örgütlülüğü, çok geniş sivil toplum yapılanması üzerinden yükseldiğinde, toplumun farklı seslerini içerdiğinde demokratik olabilir.
Demokratik siyasetin farklı, geleneksel zihniyet kalıplarını aşan bir zihinsel arka plana ihtiyaç duyduğunu belirtmiştik. Bunun için halkın eğitim kurumlarını yaratmak kadar; demokratik tartışma, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması, toplumun demokratik tartışma süreçlerine çekilmesi, önündeki engellerin de kaldırılması gerekmektedir. Devletçi zihniyetin, devletçi yaklaşımın, hem devlet katında hem de toplum nezdinde aşılabilmesi için böylesi süreçlerin yaratılması şarttır. Halkın hakim iletişim kanalları dışında bilgilenmesi ve tartışması, kendini eğitme imkanı yaratılmadan demokratik tartışma kültürü geliştirilemeyeceği gibi demokratik siyaset mekanizmalarına da işlerlik kazandırılamaz. Bu nedenle demokratik siyasetin öncelikli hedeflerinden biri, halkın siyaset yapabilir bir koşullara kavuşturulması, yaygın ve örgün eğitim kurumlarının geliştirilmesidir. Bu anlamda akademileşme büyük bir önem taşımaktadır. Güncel siyasetin üzerinden yükseleceği tarihsel perspektif, demokrasinin ideolojik felsefi temellerinin, örgütsel yapılanmasının ve işleyişinin kavratılması, açığa çıkarılması demokratik siyasetin görevlerindendir.

Halkın demokratik kültürüne ve bilincine güven esastır
Kürt halkı açısından otuz yılı aşkın mücadelesinde belli bir siyasal düzey, ideolojik, politik bilinç ortaya çıkmış, önemli bir örgütsel deneyim yaratılmıştır. Bu anlamda sıfır noktasında değiliz. Mevcut birikim ve değerlere doğru yaklaşıldığında büyük ve tarihsel gelişmelere yol açacak potansiyeli açığa çıkarmak mümkündür. Yaratılan birikime ve yaşanan tecrübeye güven esastır. Tersinden güvensiz yaklaşımlarla hareket etmek halkın yerine karar almayı, halkın yerine düşünmeyi bir biçimde temsili demokrasiyi doğrudan katılımcı demokrasinin yerine ikame etme anlamına gelecektir. Demokratik özerkliğin başarısı kesinlikle halkın politikaya çekilmesiyle, siyaset mekanizmalarının halk için işletmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu olmadığında özerkliğin yeni bir bürokratik mekanizmaya, halka yabancılaşan siyaset yapılanmasına dönüşeceği, rant kapısı ile itibarsızlaşarak gücünü yitireceği, halktan koparak yozlaşacağı açıktır.
Toplumun yönetilmesini değil toplumun kendi kendisini yönetmesini amaç edinen demokratik siyasetin bugünden yarına adım adım örülebilinmesi, hakim kılınabilinmesi demokratik özerklik adına yürütülen siyasetin inandırıcı olması, halkı esas alması, halkın karar süreçlerine katılması ve halkın karar mekanizmalarına dayandırmasıyla gerçekleşebilir. Halkın her alanda iradesinin açığa çıkarılması, kendini ilgilendiren tüm konularda karar gücü olması son derece önemlidir.
Demokratik özerklik bir devlet sistemi değil, halkın devlet olmayan demokratik sistemidir. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerinin kendi demokratik örgütlenmesini yarattığı, politikayı kendi meclislerinde doğrudan ve özgür-eşit yurttaşlık temelinde yaptığı bir sistemdir. Dolayısıyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır. Gücünü halktan alır ve her alanda öz yeterliliğe ulaşmayı benimser. Ulus-devlet siyasetinin esası tekçi, baskıcı, inkarcı ve asimilasyonistçidir. Tek  kültür, tek dil, tek etnik, tek tarih, tek millet siyasetin amacıdır. Bunu sorgulama, eleştirme, buna alternatif geliştirme sözkonusu bile olamaz. Siyasal tartışma ve siyasal yollar kapalıdır. Devletin fiziki kaba zoru devrededir. Dolayısıyla ulus-devlet gerçeğinde siyaset baştan itibaren son derece dar, anti demokratik, tekçi ve baskıcı bir karakterde ortaya çıkar. Kendisine tanınan alan ulus-devletin amaçları ve ihtiyaçlarıyla sınırlıdır.

Siyaset statükoyu koruma sanatı değildir
Ortadoğu ve Türkiye’de statükoyu korumayı esas alan bir siyaset anlayışı ve yapılanması hakimdir. Dolayısıyla siyasetin toplum tarafından faydalı bir iş olarak görülmesi, sorun çözen bir mekanizma olarak algılanması yaklaşımı yoktur. Bunun için de siyaset, topluma yabancıdır ve toplum ondan uzak durur. Amaçları dar ve devletçidir. Anti demokratik çerçevede yürütülen  bu siyasetin siyasetçilerine düşen ise halk adına, halka rağmen ve halk karşıtı bir faaliyet olmaktadır. Beliren siyasetçi tipolojisi statükocu ve işbirlikçidir. Toplumun değil devletin çıkarlarını esas alır. Devlete kulluğu meşrulaştırır. Toplumda bu meşrulaştırmayı başardığı ölçüde devlet katında yeri olan, ödüllendirilen tip olmaktadır. Hal böyle olunca toplum nezdinde siyaset yalanın, riyakarlığın, sahtekarlığın sanatı olmaktadır. Bu nedenle Ortadoğu’ da siyaset ve siyasetçi kaçılan, uzak durulan bir gerçekliği ifade etmektedir.
Ulus-devletin merkezi bürokratik yapılanması ve tekçi siyaset anlayışı, Türkiye’de siyasetin toplum tarafından bir çözüm yolu olarak görülmesini engellemiştir. Zira siyaset de sorunların çözüm merkezi olma gibi bir kaygı içinde olmamıştır. Genelde Ortadoğu’ da, özelde Türkiye’ de siyaset mevcut yapının ve işleyişin olduğu gibi sürdürülmesinden, korunmasından öteye bir anlam ifade etmez. Siyasetçi de bu değişime karşı direnme, statükoyu koruma işini en iyi yapan, mevcudu süsleyip topluma yeniden satan kişilik olarak belirir. Siyasi partiler, demokrasiye açık ve duyarlı değillerdir. Siyasetin amacı statükonun savunulmasıdır. Devlete dayalı siyaset, baştan itibaren gerici, tutucu, dogmatik ve toplum dışıdır. Egemenlikçi siyaset amacıyla, araçlarıyla, söylem ve eylemleriyle toplumu güçlendiren değil, ona güç kaybettiren olmanın ötesine gidemez. Mevcut siyasetin dışına çıkma gayretleri katı yasaklar, zor aygıtı ve uygulamalarıyla engellenmek istenmektedir. Devletin kırmızı çizgileri, sorgulanamayan politikaları, tartışılması bile sözkonusu olmayan ilkeleri, siyaseti dar bir alana hapseder ve siyasetçiyi basit memur derecesine indirger.

“Az devlet çok toplum, Az yasak çok özgürlük”
Farklılıkların kendini ifade etmesine ve yaşatmasına imkân vermesi, demokrasinin en temel ölçütlerinden biridir. Demokrasi içinde farklılık kabul edildiği anda, farklı kimliklerin demokratik özerkliği de kabul edilmiş olur. Aslında bu, farklı bir kimliğin mücadelesi ve talebi olmaktan çok, siyasal ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesini istemektir. Toplumun kendi öz ve sivil örgütlenmeleri ile birlikte ele alınması gereken “Demokratik Özerklik” uygulaması, özünde “az devlet” “çok toplum”, başka bir ifadeyle “az yasak” “çok özgürlük” anlayışının sistematize edilmiş modelidir. Bunun içindir ki, toplumun sorunlarının çözümünün devletten beklenmediği, sivil ve bağımsız kurumlar aracılığı ile toplumun kendi sorunlarına çözümler geliştirdiği daha pratik, daha demokratik ve daha katılımcı bir sistemdir. Ekonomiden çevre sorunlarına, sağlıktan eğitime, kültür ve sanattan kadın özgürlüğüne kadar toplumsal yaşamın her alanında öz yeterliliği esas alan özerk birimler oluşturmadır. Bunun anlamı toplumun, kendi demokratik özerklik sistemini, kendi iradesi ile inşa etmesidir.
Demokratik özerklik demokrasinin varlığını ön koşul olarak kabul eden bir özerklik biçimidir. Bu da ancak demokratik siyasetin işletilmesiyle mümkün olabilir. Sorunların çözümünde tabanın katılımını sağlayabilmek için yereli güçlendirme, halkı söz ve karar sahibi kılma demokratik özerkliğin yaşamsallaşması için vazgeçilmezdir. Bunun için öncelikle Türkiye’nin siyasi ve idari yapısında köklü bir demokratik reformu ön görmek gerekmektedir.
Demokratik özerkliğin kendi içinde esas alacağı siyasetin işleyiş ve yapılanmasına ilke ve esaslarına ilişkin ana hatlarıyla bunları belirtmek mümkündür. Demokratik özerkliğin, devlet başta olmak üzere kendi dışındaki alanlarda da yürüteceği siyaseti, siyasal yaklaşımı olmalıdır. Bu yaklaşım; devleti reddetmeyen ancak devletide mutlaklaştırmayan bir niteliktedir. Devleti demokrasiye duyarlı hale getirmeyi amaçlayan, bunu toplumun politik dokusunu güçlendirerek ve devleti duyarlı olmaya zorlayarak gerçekleştiren siyasal yaklaşımdır. Devlet+ demokrasi ilkesinin nasıl uygulanacağı, siyasal yapının bu ilke uyarınca nasıl biçimlendirileceği önemli bir husustur. Devletin siyasal mekanizmaları ve siyaset esasları ile demokratik siyaset mekanizmaları ve demokratik siyaset esasları ne ölçüde olacağının kararlaşması önemli husustur. Bu konuda demokratik özerkliği gündeme getiren, kamuoyuna deklere eden güçlerin hazırlık düzeyleri, örgütlülük düzeyleri, etki düzeyleri ile devletin bu konuda sergileyeceği tutum belirleyici olmaktadır. Dünyada özerkliğe dayalı sistemler, çok geniş bir siyasal yelpazede ve yüze yakın ülkede uygulanmaktadır. Kimisi demokratik, yerinden yönetim esaslarına dayalı, demokratik siyaset ilkeleri gereğidir. Kimisi ise temsili demokrasi esasları temelinde, devletçi siyaset kurumları altında uygulanmaktadır. Özerklik, uygulanan tüm ülkelerde özerk bölgelerin siyasal tercihi kadar, siyasal inisiyatifi çeşitlilik arz etmekte, tek bir biçimi yaşanmamaktadır. Neredeyse özerk bölge sayısı kadar özerklik çeşidi de söz konusudur. Kürdistan özgülünde de gerçekleşecek olan özerklik uygulaması, iki taraf arasındaki mücadele ve müzakere temelinde şekillenecek ve kendine özgün yanlarıya  oluşacaktır.

Demokratik Özerklik aşağıdaki siyasi esaslara göre kendini inşa eder:
Demokratik özerklikte siyasi yönetim; tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmiş ve en üstte demokratik halk kongre modeliyle yerine getirilir.
Demokratik özerklikte asıl karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclis ve delegelerinindir. Her topluluk söz, tartışma ve karar yetkisini halk meclisleriyle yerine getirir. Katılımcı, çoğulcu, doğrudan halk demokrasisini esas alır.
Yereldeki meclisler, yerele karşı sorumlu olduğu gibi en üst iradi organ olan Halk Kongresine karşı da sorumludur.
Meclisler, sorunların çözümünde ve ihtiyaçların karşılanmasında öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır.  Her meclis, diğer meclislerle karşılıklı bağımlılık ve sorumluluk ilkesini esas alır, konfederal dayanışmayı ve paylaşmayı yerine getirir.
Her meclis yerele karşı sorumluğunu yerine getirmek kadar bölgesel ve küresel anlamda da sorumluluk taşır.
Demokratik siyaset, demokratik ulus anlayışına dayanır. Kültürel, etnik, inanç farklılıklarının özerk örgütlenme hakları vardır. Bu farklı yapıların (Asuri-Süryani-Keldani, Arap, Ermeni, Azeri vb) halk Kongresinde temsil edilmelerine hayati derecede önem verir. Bunu ahlaki ve politik toplumun gereği sayar.
Demokratik özerkliğin Kongre iradesi, ulus-devletin cumhuriyet geleneğiyle birbirini karşılıklı tanıma esasına dayalı ilkesel uzlaşmalara açıktır. İlkeli barış temelinde bir arada yaşamayı esas alır.
Halkın demokratik öz yönetimini yerine getirmekle görevli Kongre içinden Demokratik Özerk Özgür Kürdistan yönetimi seçilir.  Seçimle iş başına gelen yöneticiler, aynı yöntemle görevden alınır.
Demokratik Özerk Özgür Kürdistan’ın tüm yönetim erkleri, halkın demokratik yönetim ve denetim iradesi olan meclislere karşı sorumludur. En üstten en altta kadar tüm yönetim organları halkın denetimine açıktır.
Türkiye genel seçimlerine Demokratik Özerk Özgür Kürdistan da katılır. Temsilcilerini ortak parlamentoya gönderir.