DÖÇ – Demokratik Özerkliğin Ekonomisi

DEMOKRATİK ÖZERKLİK ÇALIŞTAYI

DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİN EKONOMİSİ

Öncelikle misafirlerimize hoşgeldiniz diyorum bütün katılımcıları saygıyla selamlıyorum

Bu topraklarda ekonomiyi konuşmak tam da belki ilk ekonomik toplumun merkezinde konuşmak beni heyecanlandırıyor. Çünkü bu topraklar tüm kutsal metinlerde bolluk bereket coğrafyası cennet olarak betimlenmiştir. Mezopotamya Uygarlığın beşiği ilk toplulukların birlikte yaşamaya başladığı  insanlığın kendi kendine yeterek, neolitik köy ve tarım  devrimini gerçekleştiği yerdir .

Maalesef  bu gün bu cennet coğrafya yoksulluğun ve geri bırakılmışlığın pençesinde adeta ceheneme dönüştürülmüştür. Sömürgecilik ve bilinçli geri bırakılmışlığın bakiyesi açlık , işsizlik  ve tahrip edilen doğası ile kürdistanı adeta yaşanmaz yer yapmış; doğallığında her tarafa savrulmuş bir göç dalgası yaratmıştır. Tam da bu noktada kürt halkının siyasi statü ifadesi ve talebi olan demeokratik özerlik, ilanı ve inşa süreci başlatılmıştır . Bu inşa sürecinin önemli ayaklarından biride ekonomidir .

Hiçbir toplum ya da siyasal ve sosyal sistem kendi ekonomik modelini gerçekleştirmeden kendini var edemez. Demokratik özerklik de kendi ekonomik modelini yaratarak Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam sistemini kalıcı bir biçimde kurumsallaştıracaktır. Demokratik özerklik demokratik ulusun bedeni olacaksa, ilk önce de ekonomik sistemini yaratmak durumundadır.

Demokratik özerklikte  mülkiyet

Demokratik Özerklik özel mülkiyeti kapitalizmin aksine ekonominin odak noktası olarak görmez. Çünkü özel mülkiyeti tanrılaştırarak her türlü tekelleşmeye imkan sunan bir ekonomik sistemin insani niteliği olamaz. Diğer taraftan da, reel sosyalizm örneğinde de görüldüğü gibi görünürde her türlü özel mülkiyeti reddeden devlet mülkiyetçi yaklaşımların insanlığın sorunlarına çözüm olmadığı bilinmektedir. Her ne kadar çare olarak üretim araçlarının özel mülkiyeti ile tüketim araçlarının özel mülkiyeti birbirinden ayrıştırılmış, birincisine karşı olunup ikincisi kabul edilmişse de, toplumsal çelişki ve çatışmaların gelişmesi engellenememiştir. Bütünlüklü olarak reddetmek kadar sahiplenmek de çözüm geliştirememiştir. Denenmişi yenilemek fazladan zaman ve emek kaybından başka bir anlama gelmeyecektir. O halde yapılması gereken doğru bir formülasyon oluşturabilmektir. Demokratik Özerkliğin özel mülkiyete ilişkin yaklaşımında; özel mülkiyetin varlığını kabul etmek ama onu teşvik edici- özendirici uygulamalardan kaçınmak kadar tekelleşmeyi içeren özel mülkiyeti kabul etmemek, buna karşı durmak esas olmaktadır.

Özel mülkiyeti yadsımanın toplumsal yapı göze önüne alındıgında fazla gerçekçi olmadığı görülmektedir. Keza mevcut tarihsel ortam ve koşullarda bu mülkiyet biçimini tamamen ortadan kaldırmakta pek olası değildir.   Ama azami kara dayanan veya bu mantık üzerinden şekillenen tekelci özel mülkiyet yapılanmasına karşı olmak hem doğru, hem mümkün ve hem de uygulanabilirdir.

Bu çerçevede grup ya da topluluk mülkiyeti veya ekonomisi; tekelleşmeyi hedeflemeyen, azami karı esas almayan, kontrolü kendi elinde olan, üretimle bağ içinde olan, kendine yeterliliği esas alan toplumsal ihtiyaçlar üzerinden gerçekleştiği için kullanım değerini esas alan bir ekonomi ya da mülkiyettir. Daha açık ifade etmek gerekirse Demokratik Özerkliğin bundaki mantığı; araç kullananındır ve dolayısıyla ortaya çıkan ürün de yaratanındır, emek sahibinindir. Grubun ya da topluluğun ortak denetiminde olan mülkiyetin, üretim araçlarının toplumun bir kesimi üzerinde egemenliğe yol açamayacak, tekel karına yönelemeyecektir. Demokratik sistemin ekonomik boyutundaki diğer kurum ve yapılanmalar da özel mülkiyetin tekelleşme isteği karşısında emniyet sübabı rolünü oynayacaklardır.

Demokratik Özerkliğin ekonomik boyutu kapitalizmi sınırlandırmayı esas almaktadır. “Ekonomik sistem olarak kapitalizmi kabul edemeyiz. Belki kapitalizmi tam olarak ortadan kaldıramayız ama önemli oranda kapitalist ekonomik sistemi değiştirebilir, onu aşındırabilir, kendi ekonomik sistemimizi kurabiliriz. Bu sistemde halkın ekonomisi olur, bir kısmını da özel ekonomi oluşturur. Yani özel şirketler olur.”

Demokratik Özerkliğin mülkiyet olgusuna bakışında şu prensipler esas alınır:

Ekonomik faaliyet ahlaki politik toplumun en temel faaliyeti olarak ele alınır. Bütün ekonomik faaliyetler toplumun ihtiyaçlarını karşılama temelinde yürütülür.

Bütün ekonomik değerlerin kaynağı toplumdur. Toplum örgütlü hale geldiğinde her türlü ekonomik üretimi ve verimliliği sağlar.

Demokratik özerkliğin ekonomik sistemi, kullanım değerini esas alan dayanışmaya ve adil paylaşımcılığa dayanan bir toplumsal ekonomik modeldir.

Mülkiyet sorununda ölçü verimliliktir. Ne aşırı bireysel mülkiyetçilik nede devlet mülkiyetçiliği demokratik uygarlığın kapsamındadır. İki uygarlık sistemi iç içe yaşadıkları gibi, devlet ve özel mülkiyet biçimleri de uzun süre toplumsal mülkiyetle iç içe yaşayacaktır. Kuşkusuz mülkiyet esas olarak ilkelere uygun tasarrufta bulunan topluluklara ait olması gerektiğine inanıyoruz.

Doğaya uyumlu teknik ve ekolojinin korunması

‘Teknoloji insanın uzantısıdır’ belirlemesi ışığında insanı doğanın merkezine koyan değil doğanın bütünlüğünü esas alıyoruz. Demokratik Özerkliğin azami karı gerçekleştirme gibi bir mantık ve yaklaşımı olmadığından, teknolojinin doğaya ve topluma zarar vermeyecek biçimde kullanımı temel alınacaktır.

Daha fazla ürün ve üretim adına çevremizin kirletilmesi, doğamızın tahrip edilmesi kabul edilemezdir. Aksine kapitalist sistemin azami kar amaçlı kullandığı teknik ve yanlış üretim sonucu ortaya çıkan doğa tahribatının düzeltilmesini esas almaktadır.

Demokratik Özerklik üretimin toplum sağlığına uygun olmasını esas alır.

Demokratik özerklik Doğaya uyumlu teknik ve ekolojinin korunması

politikası konusunda şu  ilkeleri kabul eder:

Ekonomik faaliyette her zaman birinci doğa ile ikinci doğa arasındaki optimal denge ve bütünlük gözetilir. Ekolojik dengeyi bozan bir ekonomik faaliyet kabul edilemezdir.

Teknoloji  toplumun hizmetinde kullanılacak nötr bir olgudur. Ancak azami kara dayalı ve ekoloji karşıtı endüstriyalizm topluluklar ekonomisine dayalı ekonomik toplumda yer edinemez. Eko-topluluk ekonomisi, eko-endüstri ilkesi de göz önüne alınarak yeniden örgütlendirilir.

Tarım Politikası

Zorunlu göç ve insansız bölgeler oluşturma dayatmalarıyla kentlerin varoşlarına sürülen kürtler, en büyük istihdam alanı olan tarımsal üretim sürecinden koparılmıştır. Endüstriyel Tarım toplumcu tarımı yoketmek için seferber olmuş durumdadır .

Toplumcu tarım adeta ölmüş durumdadır. Var olan tarım da organik olmayan, aşırı ve zararlı kimyasalların kullanılmasına dayanan bir tarım şeklidir ki, bu da doğanın tahrip edilmesine neden olmaktadır. Bu gidişatın doğaya daha fazla zarar vereceği herkesin kabul ettiği bir olgudur.

Bunun için toplumcu tarım uygulamaları ve organik tarımın geliştirilmesi ve teşvik edilmesi Demokratik Özerkliğin tarımdaki temel yaklaşımıdır. Kürdistan’da tarıma uygun çok geniş bir arazi yapısı vardır. Bu toprakların büyük bir kısmı tarıma açılamamışken, tarıma açılan toprakların neredeyse tamamına yakınında yapılan tarım da zararlı kimyasalların kullanılması neticesinde toprak adeta ölmüş durumdadır. Toprak zehirlenirse toplumda zehirlenir.Üretimi daha fazla arttırmak maksatlı sulu tarımın gerçekleştirilmesi ve bunun da zararlı kimyasallarla yapılması geniş toprak parçalarını çoraklaştırmaktadır. Bilinçsizce yapılan tarımdan dolayı adeta geniş çöllük alanlar oluşmakta  insan emeği ve doğa tahrip edilmektedir

Demokratik Özerklik tarımdaki bu gidişatı insanlık açısından tehlikeli görmekte ve karşı durmaktadır. Demokratik Özerklik bilinçsizce yapılan tarımsal üretime karşı, çiftçi eğitimini ve bilge tarım uygulamasını pratikleştirir.Tarımın geliştirilmesine önem verir, teşvik eder. Tarımda zararlı kimyasalların kullanılması, hormonlu gıdaların üretimine karşı, organik tarımın geliştirilmesini ve toplumcu tarım uygulamasını destekler. Demokratik Özerklikte bütün bunlar ekseninde tarımla sanayi, kırla şehir arasında bir denge kurulmaya çalışılır.

Demokratik özerkliğin tarım politikası konusunda şu prensipleri öngörür

Tarımda ekonomik toplulukların oluşturulması, demokratik modernitenin en esaslı ekonomik ilkelerinden biridir. Ekolojik ölçekte tarım birlikleri oluşturularak gerçekleştirilecek eko-topluluklar köy modernitesinin de temelidir.

Organik tarım, topluluklar ekonomisinin en önemli ayağı olarak teşvik edilir. Kürdistan coğrafyası hayvancılık, balıkçılık ve arıcılığa elverişli olduğundanda bu yönlü ekonomik birimler uygun olan her yerde geliştirilir.

Boşaltılan köylere geri dönüş çok yönlü teşvik ve destekler sağlanarak yeniden organik tarım ve hayvancılığın canlandırılması için çalışılır.

Kürdistan’da tarım arazisi mayınlardan temizlenerek organik tarıma elverişli hale getirilmelidir.

İşsizliği gideren istihdamı arttıran bir sistem

Tarihsel geri bırakılmışlık politakaları neticesinde  Kürdistan’da nüfusun büyük bir kısmı işsiz bırakılmıştır. İstihdam alanları hemen hemen yok gibidir. Sanayileşmeye yönelik ciddi bir yatırım olmamış, tarımda da geniş alanlar ya tarıma açılmamış, ya da büyük topraklar bireylerin mülkiyetinde olduğundan dolayı nüfusun büyük bir çoğunluğu işsiz durumdadır. Resmi rakamlar Kürdistan’daki işsizlik oranının %20’ler civarında olduğunu göstermektedir ki, bu sayı gerçeği yansıtmaktan çok uzaktır. Resmi rakamlar İş ve İşçi Bulma Kurumu’na yapılan başvurulardan elde edilen sonuçtur ki, bu rakamların gerçeği yansıtması mümkün değildir. Örneğin nüfusun yarısını oluşturan kadınlar da bu sayının dışındadır. Eğer gerçekçi rakamlar dile getirilecek olursa, Kürdistan nüfusunun %50’sinden fazlasının işsiz olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Demokratik özerkilik insanın üretim olgusu ile olan yapısal bağı çerçevesinde herkesin üretime katılımının sağlanmasını esas almaktadır. İşsizliğin iş imkânlarının olmamasıyla bir bağı olmadığını, bunun bilinçli bir politikanın ürünü olduğunu bilerek hareket eder ve aynı zamanda bunun ideolojik bir nedeni olduğunu da değerlendirir. Tarım ve sanayi  başta olmak üzere üretim imkânlarını en verimli tarzda kullanmayı ve bu temelde istihdamı artırmayı esas alır. Istihdamın artırılması için işgücünün eğitimini ve ihtisaslaşmayı sağlar. Yine  işsizliği azaltmak için otonom yatırımları gerçekleştirir. Demokratik Özerklik işsizliği giderici, istihdamı arttırıcı bir modeldir.

Demokratik özerklik işsizlik ve istihdam konusunda şu prensipleri kabul eder:

Herkesin kendi işinin ve iş yerinin emekçisi olduğu bir ekonomik üretim sistemi demokratik özerkliğin ekonomisinin temel ilkelerindendir. İnsanın kendi pratiğine ve emeğine yabancılaşmadığı bir ekonomik ve sosyal yaşam ancak bu ekonomik ilke temelinde yaratılabilir.

Ana-kadın emeği toplumu var eden, yaşatan temel ekonomik değerdir. Toplumsal değeri bilinerek karşılık verilir.

Kadınları üretim dışı tutan cinsiyetçi yaklaşımlar ret edilir, kadın istihdamına öncelik verilir, ekonomik birimlerde cins kotası uygulanır.

Her üretim biriminde engelli insanlara yer verilir.

Üretim-tüketim kooperatifleri

Halkın ekonomisi özel şirket ekonomilerini daraltarak tekelleşmelerini engelleyecek,  onların kar oranlarını asgariye indirecek veya onları buna yöneltecek ekonomik kurumlaşmaları geliştirmek durumundadır. Kapitalist sistemde üretimden tüketime kadar tüm mekanizmalar kar mantığı üzerine kurulmuştur. İster sanayide, isterse de tarımda olsun her şey ederinin çok üstünde bir fiyatla insanlara ulaşmaktadır. Direkt üretimin içinde olanlar emeklerinin karşılığını hiçbir zaman alamazken, özellikle de tarımda çalışanlar, üretenler emeklerinin karşılığı olan ürünleri çok cüzi bir fiyatla ellerinden çıkarmaya mecbur bırakılmaktadır. Diğer yandan üretimin hiçbir sürecinde bulunmayan aracı kurum ve tüccarlar, en yüksek kazancı elde etmektedirler. Ne üretici ürettiklerinin karşılığını alabilmekte, ne de tüketici bir ihtiyaç maddesine, ederine denk düşecek bir fiyatla sahip olabilmektedir. Üretici bir yıllık emeğinin karşılığı olarak üründen bir artı alabilirken, adeta nakliyat görevini üstlenen tüccar bire karşı on kazanmaktadır. Bu durumda hem üretici, hem de tüketici kaybetmekte, esas kazananlar ise ekonomiyle hiçbir ilişkisi olmayan aracı kurum ve kişiler, tüccarlar olmaktadır.

Ekonominin iki temel alanı vardır. Bunlar; üretim ve tüketim alanlarıdır. Her iki alan üzerinde tam bir hakimiyetin sağlanması durumunda ekonomi tamamen kontrol altına alınmış olur. Tekelin yapmak istediği de ekonominin bu her iki alanı üzerinde hakimiyet kurmaktır. Karın azamisine bu temelde ulaşmak tekeller için mümkün olabilir. Liberal ekonominin, piyasaların arz-talepten hareketle kendi dengelerini kurduğunu, fiyatların da bu dengeler içerisinde, yani arz ile talebin karşılıklı etkileşimi içerisinde oluştuğunu iddia etmesi gerçeği yansıtmaz. Metaların fiyatları üretimin bu iki alanını denetimi altında tutan tekellerin istekleri doğrultusunda gerçekleşmektedir. Söylemek istediğimiz; ne işçi ücretleri, ne de metaların fiyatları arz ve talep dengesi içerisinde oluşmaktadır. Çok iyi bilinmektedir  ki, arz ve talep de yaratılabilen bir şeydir. Ekonominin her iki alanını elinde bulunduran tekeller, arzı olduğu kadar talebi de apital edebilmekte, istediği kadar metayı piyasayı sürmekte, bununla da talebi, dolayısıyla da fiyatların düzeyini belirleyebilmektedir. Ücretlerdeki oluşum da aynı yolu izlemektedir. Piyasanın kendi dengelerini oluşturduğu, ücret ve fiyatların bu dengeler içerisinde şekillendiği kapitalist emperyalist sistemin topluma kabul ettirmeye çalıştığı en büyük manipulasyonlarından biridir. Bu sömürü çarkının nasıl döndürüldüğünü gizlemeye yöneliktir. Gerçek olan ise; gerek ücretler, gerekse de fiyatların tekelin isteğiyle oluştuğudur. Yani tekellerin istemi ve dudakları arasından çıkan söz, piyasanın gücünden daha etkilidir. Tabii bunun yükünü esas olarak üretici emekçiler ve tüketiciler kaldırmaktadır. Yapılması gereken bu ara halkayı, tekelleri aradan çıkarmaktır. Bu da üretim ve tüketim kooperatifleri aracılığıyla gerçekleşebilir.

Kooperatifleşme küçük ve orta boy işletmelerde olabileceği gibi, kırsal alanda tarımda ve hayvancılıkta da olabilir.

Üretime dönük bu kooperatifleşmenin yanında tüketime dönük bir kooperatifleşme de gerçekleştirilebilir. Her iki kooperatifin bir arada olması ekonomik faydayı katlayarak arttıracaktır. Köyün, mahallenin, grubun ya da kooperatifleşen küçük ya da orta boy işletmelerin ihtiyaçlarını ortak ve toplu temin etme durumunda, aracı halkaları aradan çıkarmış olacaktır.

Demokratik özerklik  Kooperatiflerin demokratik bir temelde kurulmaları, işletilmeleri ve yönetilmelerini teşvik eder. Kooperatif üyelerinin tümü kooperatifin karar alma sürecine katılmasını, yönetimin demokratik bir biçimde seçilmesini benimser. Bunu da demokratik usuller içerisinde gerçekleştirilmesini düzenler.

Demokratik Özerklik kağıt oyunlarına indirgenen ekonomiyi ekonomiden saymaz. Borsa, repo, hisse senetleri alış-verişi, bono, faiz vb. finans-kapitalin enstrümanlarını kullanmaz. Bunların ekonomi adına kullanılmasına karşı da mücadele eder. Banka sisteminin değiştirilmesini esas alırken, bankanın borsa oyuncusu olarak ekonomi üzerinde etkili olmasına, sanayi ile iç içe geçmesine, el ele tutuşmasına (tekelleşmesine) karşı mücadele eder. Bankanın tasarruf bankacılığı biçiminde bir sisteme kavuşturulması ve üretime kredi kaynağı oluşturması rolünü üstlenmesi temelinde yeniden yapılandırılmasını esas alır. Tarıma verilecek olan kredilerin faizleri, üreticinin ödeyebileceği seviyenin üzerinde olamaz. Banka sisteminin uygulandığı boyut ile repo, bono, hisse senedi alış-verişi, borsa ve bağlantılı üretimden kopuk sistemin halk ekonomileriyle bağdaşmayacağını, üretim dışı azami karın kapitalist sistemin temel mantığı olmasından hareketle halk ekonomilerine karşıt olarak değerlendirir ve reddeder. Demokratik Özerkliğin benimseyeceği ve uygulayacağı temel ekonomik model üretime dayalı, içinde kolektif üretim ve mülkiyeti de barındıran halk ekonomileridir ve bunun temel uygulanma araçları da kooperatiflerdir.

Demokratik özerklik kooperatifler ve genel ekonomiye ilişkin şu prensipleri kabul eder:

1-Demokratik Özerklik Ekonomik üretimde tekelciliğe karşıdır. Özel ve devlet tekelciliğine karşı mücadeleyi ekonomik toplum olan ahlaki politik toplumun en temel değerlerinden biri olarak ele alır.

Demokratik Özerklik Kapitalizm dışı ekonomik sistemin en temel örgütleri olarak komünleri, kooperatifleri (üretim-tüketim, ulaşım, tarım vb) ve topluluklar ekonomisini yaygınlaştırır.  Her yerde topluluklar örgütlendirilerek buna dayalı ekonomik toplum gerçekliği ortaya çıkarılır.

Kapitalizm dışı bir ekonomik modeli esas alırken, tekel kârı peşinde koşmayan orta ve küçük ölçekli özel ekonomik işletmelerin varlığını topluluklar ekonomisinin tamamlayıcısı ve toplumun ihtiyaçlarını karşılayan faaliyetler olarak görür. Tekel karı peşinde olmayan ve toplumun ihtiyaçlarını karşılayan özel işletmeler kapitalist ekonomi içinde görülmez.

Toplumsal ihtiyaçları karşılayan ve bu temelde değişim değerini toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde belirleyen tekelci baskı ve müdahalelerin olmadığı Pazar sistemine karşı değildir. Aksine özgür ortamda gerçek bir toplumsal serbest Pazar ekonomisi topluluklarını ihtiyacını karşılamada önemli bir unsur olarak görülür. Kullanım değerini ve paylaşımcılığı esas alan demokratik özerkliğin ekonomik yapılanması, değişim değerini de ancak toplumsal ihtiyaçları karşılama temelinde kabul eder.

Faizcilik ve borsa gibi spekülatif, parayla para kazanma yöntemleri ekonomi karşıtı bir faaliyet olarak gördüğünden kabul edilemez bulur. Üretimden ve hizmetten kaynaklanmayan hiçbir kazanç meşru görülemez.

Şehirlerde her kentin doğasına uygun, kar amaçlı olmayan, kenti yutmayan, işsizlik ve yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen optimal ekonomik birimler örgütlendirilir.

Kürdistan’da var olan mesleki, ticari, sanayi, zıraat v.b. iş çevrelerinin toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik faaliyetleri destekler ve teşvik eder.

Doğal kaynaklarının kullanımı ve Enerji Politikası

Demokratik Özerklik, enerji üretimi adı altında baraj yapımıyla tarih-kültür ve doğa katliamına neden olan baraj politikalarına karşıdır. Demokratik Özerklik bir miktar enerjiyi değil, tarihsel ve kültürel mirası hazinesi olarak görür. Demokratik Özerklik, nükleer ve termik santraller gibi enerji üretimi adına doğayı tahrip eden enerji kaynaklarının işletilmesine de karşıdır. Bunların yerine enerji ihtiyacının güneş, rüzgar vb. daha temiz, doğaya dost ve tarihi de yok etmeyen enerji kaynaklarını işletmeyi uygun görür. Su kaynaklarının kullanımın da da, küçük ölçekli ve hiçbir tahribata yol açmayan baraj yapımını esas alır.

Demokratik Özerklik enerji üretiminde yenilenebilinir doğayla uyumlu(Rüzgar,Güneş)Enerji üretimini elde etmeyi  kullanılmasını teşvik eder.Daha farklı ve doğayı kirletmeyen, zarar vermeyen enerji üretim tarzlarını da destekler.

Demokratik özerklik Doğal kaynaklarının kullanımı ve Enerji Politikası

konusunda şu temel ilkeleri ifade edebiliriz:

Kürdistan’ın yer altı ve yerüstü kaynaklarının kullanımı eko-sistemi ve eko-toplumu gözetir ve toplum yararını esas alır. Bu kaynakların değerlendirilmesi hakkı özerk bölgeye aittir. Devletin nasıl yararlanacağı konusu karşılıklı anlaşma temelinde belirlenir.

Barajlar esas olarak tarihsel kültürü yok ettiğinden karşı çıkılması gereken bir enerji üretim ünitesidir. Enerjinin alternatif enerjilerle karşılanması esas alınır.

Tüm diğer yer altı ve yer üstü zenginliklerinin değerlendirilmesinde ekolojik ve kültürel ilkeler ve değerler her türlü üretimin üstünde bir hassasiyetle ele alınır ve sahiplenilir.

Vergilendirmede esas alınması gereken kıstaslar

Demokratik özerkliğin mali çerçevesinin önemli ayaklarından biri olan vergi konusunun genel hükümleri devletle yapılan müzakerelerle oluşur. Demokratik Özerklik dolaylı vergileri gizli sömürü ve soygun yöntemi olarak değerlendirir. Dolaylı vergilerde, insanların gelirine göre kamu giderlerine katkı sağlamasını esas almaz. Aksine yükün büyük çoğunluğu yoksul ve az gelirli insanların sırtına yüklenir. Böylece yüksek gelir grubundaki insanlar kamu giderlerine katılmaktan muaf tutulur. Doğal olarak da gelir düzeyi düştükçe dolaylı vergiler daha ağır bir yük olarak toplumun sırtına yüklenerek adeta bir soyguna dönüşür. Gelir düzeyi yükseldikçe de dolaylı vergiler görünmez olur. Bundan dolayı Demokratik Özerklik her türlü dolaylı verginin kesin kaldırılmasını savunur.

Şüphesiz kamu giderlerinin toplumun üyeleri tarafından karşılanması gerekir. Bu genel bir doğrudur ve kabul edilebilirdir. Ama toplumun bazı kesimleri vardır ki, kazançları ancak ‘yalın insanlık’ olarak yaşamlarını idame ettirmeye yetmektedir. Türkiye’de her ay yayınlanan dört kişilik bir ailenin yoksulluk ve açlık sınırındaki gelir düzeyi ölçüsü, neden bahsettiğimizi göstermektedir ve bu ölçüler Kürdistan’da bir hayli yüksek bir nüfusu ifade etmektedir. Geçim araçlarından yoksun insanların emeklerini satarak elde ettikleri ve ancak kendi yaşamlarını yalın insanlık düzeyinde sürdürebilecek cüzi bir kazanca sahip insanlardan da kamu harcamalarına eşit düzeyde katılmalarını istemek ve beklemek ne eşitliğe, ne de adalete uygun değildir. Ki bu düşük gelir sahibi insanlar kamu harcamalarının olduğu alanlardan ya hiç yararlanamamaktadırlar, ya da çok sınırlı bir düzeyde yararlanabilmektedirler. En çok yararlananın en çok katılması gerektiği yaklaşımı hem ahlakidir, hem de adil olandır. Bu yaklaşımdan hareketle toplumun bazı kesimlerini vergiden muaf tutmak kaçınılmazdır.

Kamusal harcamalara  katılım adil ve gelirle doğru orantılı olmalıdır.kürdistanın bilinçli geri bırakılmasının yaratığı tahribatın giderilmesi veya asgariye indirilmesi bağlamında merkezi hükümetin demokratik özerkliğe (bölgeler arası eşitsizliği gidermek için ) ek kaynaklar tahsis etmesi gerektiğini zorunluluk olarak görmekteyiz.

Demokratik özerklik vergilendirme konusunda şu prensipleri kabul eder:

Toplumun ve demokratik sistemin temel ihtiyacını karşılamak amacıyla toplumcu ve adil bir vergi sistemi halkın onayından geçen bir kanunla düzenlenir. Hangi vergilerin ve ne kadar oranda ilgili devlet bütçesine aktarılacağı yapılan müzakereler ve yasalarla belirlenir.

Yabancı sermayeye halkın iradesini temsil eden meclislerin onayıyla izin verilir. Yabancı sermaye esas olarak toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayan ve çevre dostu olacak ekonomik alanlarda kabul edilir. Bu faaliyetler gerektiğinde özel yasalarla düzenlenir. Bu faaliyetlerde Demokratik Özerk Özgür Kürdistan’ın ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam ilkeleri dikkate alınır.

Kürdistan üzerinden geçen petrol ve gaz boru hatları, Kürdistan’da var olan uluslar arası ekonomik birimlerin yarattığı değerler üzerinde özerk bölgenin hakkı müzakereler ve anlaşmalarla belirlenir.

Sonuç olarak; ekonomi çok geniş ve ince ayrıntılarıyla ele alınması gereken bir konudur. Hele hele demokratik temelde yeni bir sistem oluşturuluyorsa, ekonomik sistemin de yaşananlardan çıkarılan dersler ışığında yeni bir sistem olması kaçınılmazdır. Bu yeni sistem de demokratik yapılanmayı ve eşitliği esas almak zorundadır. Demokratik Özerkliğin ekonomik bakışı ve sistemi bu anlamıyla kapitalist emperyalist sistemden farklı olduğu kadar, sosyalizm adına uygulanagelen ve çöken reel sosyalist sistemin ekonomik yapılanmasından da farklı olmak durumundadır. Bu çerçevede demokratik özerkliğin ekonomi sistemi pratikte adım adım  yaşamsallaşarak kalıcı hale  gelecektir. Demokratik özerklik her boyutunda olduğu gibi ekonomi alanında da statik ve dogmatik değildir. Aksine pratikten gerekli dersler çıkararak kendini yeniler. Bu özelliği en fazla da ekonomi için geçerlidir. Toplum yaşamının maddi zemini olan ekonomi bu temelde gerçek yaşam üzerinden eşitlik idealine yönelik şekillenecektir. Alınması gereken mesafe hala fazladır, fakat asla olmayacak bir ütopya değildir.