DÖÇ – Demokratik Özerkliğin Ekoloji Boyutu

DEMOKRATİK ÖZERKLİK ÇALIŞTAYI

DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİN EKOLOJİ BOYUTU

Hiyerarşik ve devlet güçlerinin toplumu var eden komünal bağı inkâr etmesi ve yerine bir sapma olarak gelişen zihniyet durumu doğayla yaşam arasındaki bağın unutulmasına, önemsiz kılınmasına sebep olmuştur. Uygarlığın dayandığı bu zemin üzerindeki her yükseliş, daha fazla doğadan kopma, çevreyi tahrip ve yaşanılamaz bir dünyaya doğru gidişe neden olmuştur.

Günümüzde toplumsal kriz ile ekolojik boyutta yaşanan kriz birleşmiştir. İçinde yaşadığımız gezegenimizin ne kadar kent, insan, fabrika, ulaşım aracı, sentetik madde, kirli hava ve su kaldıracağı hesaplanmadan, azami kârın peşinde gözü kara bir gidiş vardır. Kanser gibi büyüyen kentler, kirlenen hava, delinen ozon tabakası, hayvan ve bitki türlerinde ivmeli azalış, orman tahribi, akarsu kirliliği, her tarafta çöp dağları, kirli atıklarla bulanmamış suyun kalmaması, anormal nüfus artışı doğada, geri dönüşü mümkün olmayan felaketlere neden olmaktadır.

Doğayla bütünleşmeyen hiçbir toplum sisteminin ahlakiliği ve demokratlığı savunulamaz.  Kapitalist toplum sisteminin yaşadığı kaosla çevre felaketi arasındaki ilişki diyalektiktir. Azami kara dayalı ve ekoloji karşıtı endüstriyalizm başta olmak üzere kâr ve sermaye sisteminin bilânçosu sadece toplumun her yönden çözülüşü (ahlaksızlık, politikasızlık, işsizlik, enflasyon, fuhuş vb.) değil, çevrenin de tüm canlıların yaşamıyla birlikte tehlike altına girmesi olmuştur. Tekelciliğin toplum karşıtlığı bu gerçeklerle daha çarpıcı olarak kendini göstermektedir. Diğer yandan ekolojik bir toplum ahlaki dönüşüm de gerektirir. Kapitalizmin anti-ahlakiliği ancak ekolojik yaklaşımla aşılabilir. Bu ise yetkin bir ekolojik donanımla anlam bulduğunda değer taşır. Yalnız başına çevrecilik hareketleriyle çözümleyici olunamayacağı sorunun bu karakterinden ileri gelmektedir. Bu nedenle sorunu ancak paradigmasal düzeyde ele almak doğru bir yaklaşımı ortaya çıkaracaktır.

Ekolojik yaşamın pratik sorunları tüm dünyada ve içinde yaşadığımız coğrafya da oldukça günceldir. Özellikle Kürdistan coğrafyası üzerinde askeri, siyasi ve ekonomik nedenlerle yürütülen ekolojik yıkım Kürdistan coğrafyasına ve toplumsal yapısına çok ciddi zararlar vermiştir. Birçok köy, orman yakılmış, yerleşim yeri tahrip edilmiş, tarihi-kültürel eserler ve verimli araziler imar planları ve baraj projeleriyle sular altında bırakılmıştır. Birçok verimli arazi susuz bırakılarak çölleştirilmiştir. Yine zehirli atıklar Kürdistan’da depolanmaktadır. Bütün bu uygulamalar Kürdistan coğrafyasının bitki örtüsünü ve iklimini de değiştirmiş, dengesizliklere neden olmuştur. Kürdistan coğrafyasının karşı karşıya kaldığı bu saldırılara ancak ekolojik bir devrimle cevap verilebilir. Yaşanan ekolojik yıkım sadece o coğrafyayla sınırlı kalmamakta tüm dünyayı etkileyen bir durumdadır. Yakılan, çölleştirilen, zehirlenen Kürdistan coğrafyası yakılan, çölleştirilen, zehirlenen dünya olmaktadır. Ekolojik bilinç yurt sevgisi ve dünya sevgisini iç içe taşıyan bir olgudur. Bu nedenle sağlıklı bir ve çevre ve toplum yaşamı için, toplumda bilinçlenmenin sağlanması ve acil tedbirlerin geliştirilerek ekolojik boyutta da aktif bir mücadelenin verilmesi temel bir görevdir.

Demokratik Özerklik aşağıdaki ekolojik esaslara göre inşa edilir:

Ekolojik bilinci, ahlaki ve politik toplumun temel bilinci olarak görür. Bu bilinçle doğayla ilişki kurmayı toplumsal sağlığın temel şartı olarak kabul eder.

Herkesin bir eko-topluluk içinde ve ekolojik dengeye uygun yaşama özgürlüğünü sağlar. Doğanın korunması ve çevre sağlığına ilişkin bilinçlenme ve örgütlenmeleri yoğunlaştırmayı demokratikleşmenin en temel faaliyeti olarak görür. Ekolojik alanda yaşanan tahribatları engellemek ve Kürdistan doğasını korumak amaçlı her yerleşim yerinde ekolojik kurumlaşmalara gider.

Toplumsal bilincin ekolojik temelde şekillenmesi için eğitim müfredatında ekolojiye yer verir.

Kentlerde, başta çarpık yerleşmelerin yeniden ele alınarak yaşanabilir alanlara dönüştürülmesi için her yerelin kendi tarihi mimarisini yeniden canlandırması temelinde imar ve yeşillendirme gibi planlama ve tedbirleri geliştirmesini hedefler.

Aşırı büyümüş betonsu yapılaşmayı reddederek yaşanabilir büyüklükte, iklim ve coğrafyayla uyumlu kentleşmeyi benimser.

Azami kara dayalı endüstryalizme karşı durur, üretimde ekolojik dengenin korunmasını esas alır. Ekolojik dengeyi bozan ekonomik faaliyetleri kabul etmez.

Maddi yaşam imkânlarını ve kalitesini yükseltirken, maneviyatı zedelemeyen, aksine moral-manevi değerleri yücelten, doğaya saygılı,  sağlıklı ve estetik değeri yüksek bir yaşam ortamını sağlayacak bir hizmeti amaç edinir.

Mezopotamya ve Anadolu’da neolitikten günümüze farklı dönemlere ait sayısız tarihi yerleşim alanlarını ve insanlığın en eski kültür ve tarih miraslarının açığa çıkarılıp, korunmasını esas alır.

Kültürel ve ekolojik soykırım amaçlı geliştirilen ve sayısız kültür mirasını ve tarih mekanlarını sular altında bırakarak tarihsel-kültürel kimliğin yok edilmesini hedefleyen her türlü imar planlarına ve baraj projelerine karşı durur, mücadele eder.

Yerel yönetimler tüm faaliyetlerin ekolojik bir bilinç ile yürütülmesini demokratik toplumun gereği sayar. Toplumu topraktan ve tarımdan koparmanın, onun varlık ve toplumsallaşma koşullarında derin bir köksüzlüğü yarattığını savunur.  Bu temelde toprakla yeniden buluşan, kırla kent arasındaki dengeyi, toplumla birey arasındaki dengeyi, toplumla doğa arasındaki bağları yeniden kurmaya, doğayla uyumlu kentleşmeyi yeniden geliştirmeye hizmet edecek bir yerel yönetim anlayışını benimser.

Yerel yönetimler bünyesinde kültür, sanat, edebiyat ve spor etkinliklerinin, mekâna özgü tarihi ve coğrafi özelliklerin ön plana çıkarılarak aidiyet duygusunun geliştirilmesi temelinde yapılmasını sağlar.

Yerel Yönetimler bünyesinde genetiği değiştirilmiş besin ürünleri karşısında organik tarımın desteklenmesi ve toprağın dönüşümü için destek programlarının oluşturulmasını sağlar.

Herkesin doğal zenginlik ve kaynakları ekolojik ilke temelinde kullanmasını sağlar.

Nüfus patlamasını sistemin çelişik ve sorunlu yapısının bir sonucu olarak görür, kapitalizmin ‘insan ne kadar değersizleşirse o kadar çoğalır’ politikasına karşılık alternatif nüfus planlamaları geliştirir.

Nükleer-büyük hidroelektrik-termik santrallere karşı, doğayla uyumlu rüzgar, güneş, jeotermal gibi alternatif ve doğa dostu enerji biçimlerinin geliştirilmesini esas alır.

“En büyük yurtseverlik, ağaçlandırmak ve ormanlaştırmaktan geçer” sloganı ile ormanları korumaya ve hızla doğayı yeniden ormanlaştırmayı toplumsal eylemliliğin vazgeçilmez bir parçası olarak görür.

Hayvan ve bitkilerin insana emanet olduğu anlayışıyla hayvan ve bitkileri koruma altına alır, nesli tükenen hayvanlar ve bitkiler için özel uygulamalara gider.

Kürdistan’ın diğer parçalarında da ekolojik bir bilincin gelişmesini esas alır, bu parçalarda yapılmak istenen her türlü ekolojik yıkıma karşı durur, ortak mücadeleyi esas alır.

Uluslar arası alanda yürütülen tüm ekolojik faaliyetleri destekler, Dünya Ekoloji Hareketinin oluşturulması için mücadele eder.

Ekolojik yaşamın doğal mekanları olan köylerin yerleşim alanı olması bakımından çekici hale gelmesi için faaliyet yürütür.