Berdan Öztürk: Kürdistan’a bölücülük diyenler bölücüdür

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven hakkında hazırlanan iddianamede, Güven’in attığı her adım suç unsuru olarak yazıldı. Güven’in Eş Başkanlığını yaptığı DTK, savcı tarafından bir suç örgütü kuruluşuymuş gibi gösterildi. Leyla Güven hakkında düzenlenen ve Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianameyi DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk değerlendirdi.

‘DTK BİR ANDA NE OLDU DA İLLEGAL OLDU?’
DTK’nin uzun bir süreden bu yana illegalize edilmeye çalışıldığını anımsatan Öztürk, DTK’nin yaptığı çalışmaları anlattı. DTK’nin Türkiye halklarının ve Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünü savunan bir kurum olduğunu dile getiren Öztürk, Güven hakkında düzenlenen iddianamenin sağdan soldan toplanan uyduruk bilgilerle düzenlendiğini savundu. DTK’nin karşı karşıya kaldığı durumu AKP-MHP ittifakından bağımsız olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Öztürk, “İddianamenin hiç bir dayanağı yok. Varsayımlarla, oradan buradan topladıkları yarım yamalak bilgilerle hazırlanmış bir iddianamedir. Bir hukukçu olarak bir iddianame bu şekilde nasıl hazırlanabilir diye sormayacağım. Çünkü bu ülkede hukuk yok. DTK yaptığı çalışmalar sonucunda dönemin Meclis Başkanı Cemil Çiçek tarafından resmi davetle meclise çağrılmıştır. Bütün bunlar ortadayken savcıya sormak istiyorum: O dönem legal bir kurumdu da şimdi ne değişti de illegal bir kurum oldu. Verecekleri bir cevapları da yok. Tamamıyla mevcut siyasi mekanizmanın kriminalize etme çabaları sonucunda bu şekilde bir iddianame ortaya çıkmış” dedi.
‘KÜRDİSTAN’I BÖLÜCÜLÜK OLARAK SUNANLAR BÖLÜCÜDÜR’
İddianamede “Kürdistan” kelimesi için “sözde” kavramının kullanılmasına değinen Öztürk, “Şu anki Cumhurbaşkanı’nın kendi meclis toplantısında sarf ettiği sözler var. O dönem de CHP ve MHP’ye dönüp, ‘gidin arşivlere bakın Kürdistan’ın, Lazistan’ın nerede olduğunu göreceksiniz’ demişti. Kürdistan bir gerçekliktir. Bunun sözdesi olmaz. Kürdistan coğrafyası yeni üretilen bir kavram değil bin yıllardır var olan bir coğrafyadır. Kürdistan demek bölücülükse Tayyip Erdoğan da bölücüdür. Öncelikle bunun altını çizmek gerekiyor. Kürdistan ülkeyi bölmeye dönük bir kelimeyse Leyla başkandan önce Recep Tayyip Erdoğan hakkında dava açılması gerekiyordu. Bu iddiaları 1925 Şark Islahat Planı’nın devamı olarak görüyorum. O dönemde sokakta Kürtçe konuşanlara para cezası kesiliyordu. Şu an mecliste bu kavramı kullanan vekillere para cezası kesiliyor. Kürtlükle Kürdistan’la ilgili ne varsa hepsini illegalize etmeye çalışıyorlar. Bu ülkeyi bölecek bir bölücü varsa o da Kürdistan kelimesinin bölücülük olduğunu söyleyenlerdir” ifadelerini kullandı.
‘TECRİDE TEPKİ GÖSTERMEK SUÇ SAYILAMAZ’
Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinden devam eden ağırlaştırılmış tecritle ilgili sözlerinin iddianameye suç olarak konulmasını da eleştiren Öztürk, Öcalan’ın konumu hakkında şu değerlendirmede bulundu: “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın bütün yaptıkları ortadadır. Kürt sorununun çözümü noktasında hiçbir iktidarın bir planı yoktur. Sayın Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu’da halkların nasıl bir arada yaşayabileceğine dair projesi vardır. Bu yüzden kendisine ağır bir tecrit uygulanmaktadır. Amaç bu düşüncelerin yayılmasının önüne geçmektir. Hukuka inanan demokrasiye inanan herkesin tecride karşı çıkması gerekir. Tecrit insanlık suçudur. Bunu dile getirmek suç değildir. Diğer siyasi tutsakların aileleriyle görüş yapmalarına izin veriliyor fakat Sayın Öcalan’a bu hak bile tanınmıyor. Buna karşı tabi ki bizlerin de bir sözü olacaktır. Bu ülkenin en büyük sorunu Kürt sorunudur. Bu sorunla ilgili çözüm üreten tek kişi Sayın Öcalan’dır. Siz böyle bir kişiye tecrit uygulayacaksınız. Biz buna karşı çıkınca ‘bölücü’ olarak göstereceksiniz. Buna karşı çıkmak ‘bölücülük’ ise biz bunu yapmaya devam edeceğiz.”
‘BİRLİK OLMAK KÜRTLERİN EN DOĞAL HAKKIDIR’
DTK’nin içinde yer aldığı ulusal birlik çalışmalarının da iddianameye suç olarak konulmasına tepki gösteren Öztürk, “Kürtleri soykırıma uğratma çabası içerisine girdiler. Güney Kürdistan’da alınan referandum kararı öncesi Güney Hükümeti ile Türkiye Hükümetinin arası çok iyiydi. Referandumdan sonra ‘Kürt kardeşlerim’ dediği kişileri ‘sizi aç bırakırım’ şeklinde tehdit etmeye başladılar. Bir diğer örnek Efrin’dir. Efrin’de yapılan işgaldir. ‘Kürtler bir statüye sahip olmasın da ne gerekiyorsa feda etmeye hazırız’ anlayışında bulunanlara sormak istiyorum: Bu Kürtlerin bir halk olarak kendi aralarında birlik oluşturma hakları yok mu? Hangi halkın bu hakkının olmadığını ve bunun bölücülük olduğunu iddia edebilirsiniz? Bütün ülkeler Kürtlere karşı çok rahatlıkla birlik olabiliyorsunuz. Neden Kürtler bu anlamda kendi aralarında birlik sağlamasın?” diye sordu.
‘HALKIN ACILARINI PAYLAŞMAK SORUMLULUĞUMUZDUR’
Güven’in katıldığı cenaze törenlerinin suç olarak sunulmasına da değinen Öztürk, şunları söyledi: “Cenazeye katılmak ahlaki ve insani bir sorumluluktur. Cenaze törenine katılmayı suç olarak sunarak cenazelere katılımı düşürmeyi amaçlıyorlar. Çözüm sürecinde devlet heyetinin görüşmelerinde yer alan Delal Amed’in cenazesine katılmak iddianameye suç olarak konulmuş. Delal Amed devletin muhatap aldığı insanlardan biriydi. Leyla Başkan tabi ki cenazesine katılacaktır. DTK toplumla bütünleşen bir kurumdur. Halkla birlikte sevineceğiniz gibi birlikte acısını da paylaşacaksınız. Bu bir sorumluluktur. Bunları suç olarak yazan kişilerin zekâ kapasitelerine bakmak gerekir.
DTK TARİHİ SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMEYE DEVAM EDECEKTİR
Bu iddialarından dolayı tarih yarın öbür gün bunları yargılayacaktır. Biz siyasetçiler olarak şu anda söylediklerimizle tarihi sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Tüm arkadaşlarımız sorumluluklarını yerine getirdikleri için onlara bedel ödetiliyor. Bu ülkenin huzura, refaha kavuşması için bu sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz. Çalışmalarımız ve faaliyetlerimiz açık ve nettir. 2007’den bu yana yapılan ne varsa bu yapılmaya devam edecektir. Biz bu anlayış karşısında susmayacağız. Tüm çalışmalarımız hukukidir.”
KAYNAK : MA