Berdan Öztürk: Efrîn işgaline karşı ulusal birliği pekiştirelim

Kürt halkına dönük geliştirilen her saldırıda, ulusal birliğin resmî bir statüye kavuşmasının ne kadar elzem bir konu olduğu, kongre hazırlığında yer alan tüm bileşenler tarafından saptanmıştı.

Öztürk, Kürtlerin ulusal birliklerini sağlamaktan başka bir şanslarının olmadığını vurgulayarak, “Halkımız nezdinde bir parçalanma söz konusu değil. Önemli olan zihinlerdeki bölünmüşlüğün ortadan kalkmasıdır” dedi.

ULUSAL BİRLİK, BİLİNCE ÇIKMALI

– Kürtler arasında kalıcı bir statünün gelişmesi için süregelen ‘ulusal birlik’ tartışması var. Bununla ilgili defalarca toplantılar yapıldı. Özellikle kimi tarihler bu statünün sağlanması için yakıcı gerekçeler olmuştu; Kobanê, Kerkük, Rojhilat ayaklanması ve son olarak Efrîn. Tüm bunlara rağmen Ulusal Kongre’nin olgunlaşamamasının nedenleri nelerdir?

Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan da ulusal birliğin önemini çoğu kez vurguladı. 2013’te bununla ilgili kimi çalışmalar oldu, belli bir aşamaya da geldi ama ne yazık ki yine gerçekleşemedi. Bunun nedenini de aslında kongrenin toplanması için bir araya gelen siyasi partilerin farklı ideolojik ve politik tutumlardan kaynaklı olarak belirlemek gerekir. Bizlerde, bu yüzden bu birliği halkımız arasında gerçekleştirmek için çaba sarf etmememiz gerekiyor. Çünkü halkımız nezdinde bir parçalanma söz konusu değil. Önemli olan zihinlerdeki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak. Bugün siyasi partilerin farklı bir ideolojileri, düşünceleri, sistem kurma anlayışları ve buna paralel olarak mücadele hatları olabilir ama içinde bulunduğumuz gerçeklik bir daha göstermiştir ki Kürt halkı nerede olursa olsun ortaya bir irade koyduğunda hep saldırıya uğramıştır. Mesela Güney’deki referandum öncesinde Türkiye hükümeti ile Güney hükümeti arasında çok samimi ilişkiler söz konusuydu. Ama ne zaman ki referandum kararı alındı, Türk hükümetinin Güney halkımıza ciddi manada aşağılayıcı hakaretleri ve tehdit söylemleri oldu. Bu, ilişkileriniz ne kadar iyi olursa olsun, iradenizi beyan ettikten sonra çok kolay Türk hükümetinin gazabına uğrayacağınız anlamına geliyor. Dolayısıyla ulusal birliğin gerçekleşmesi için öncelikle Kürt halkında ulusal bir bilincin oluşması gerekiyor. Çünkü biliyorsunuz ki referandum tartışmaları sürerken ve sonuçlandığında Kürdistan’ın sömürge olduğu dört devlet arasında bir söz birliği oldu ve aynı tehditler dile getirildi. Referandumun sonuçlarını boşa çıkarmak için kendi misyonlarına denk düşecek biçimde ağız birliği yaparak, Kürtlerin iradelerini hiçe saydılar. Bunu yadırgamak için de söylemiyorum. Zaten onlardan beklenen de bu.

Böyle bir durum karşısında bize düşen de bir birliktelik oluşturabilmemiz. Bizim de tek vücut olabilmemiz. İşgalci ve emperyal anlayışlara karşı ulusal birlik temelinde cevap olabilmemizdir. Belki her konuda anlaşamayabiliriz fakat mesela ulusal değerlerimize saldırı olduğunda birlik ve beraberliğimizden ödün vermemeliyiz. Bugün Efrîn’de de aynı durum söz konusu; Kürtlerin statülerine dönük saldırılar yapılıyor. Uzun zamandı böyle bir hazırlıkları vardı. Efrîn’den, genel olarak Kuzey Suriye Federasyonu’ndan Türkiye’ye en küçük bir tehdit bile yokken, ‘Biz kendi sınırlarımızı savunuyoruz’ adı altında Efrîn’e saldırarak işgal girişiminde bulunmaları, ‘Kürt hiçbir yerde bir çakıl taşına bile sahip olmasın’ anlayışının dışavurumudur. Kürtlerin de bu saldırılara karşı demokratik temelde bu dört parçada birden ses olabilmesi için ulusal birliğin önemini bilince çıkarmaları gerekiyor. Bu birliği sağlamakta bizim en büyük sorumluluğumuzdur.

GÜNEY REFERANDUMU TÜM KÜRDİSTAN’I ETKİLEDİ

– Güney’deki referandumdan bahsettiniz. Referandum sürecinin bir bütün olarak ulusal birliğe nasıl bir etkisi oldu?

Biz daha öncede dile getirdik. Referandumun yöntemi doğru değildi. Oradaki bir sonuç diğer üç parçayı da etkileyecektir ki etkiledi de. Halkımızın iradesine sonuna kadar saygılıyız. Bu konuda hiçbir tereddüdümüz olmaz zaten. Fakat o iradeyi sahiplenme noktasında bir problem yaşadın mı o problem üç parçadaki Kürtleri etkiler ve moralsizliğe itiyor. Nihayetinde Kerkük Kürtlerin elindeyken şu an’da öyle değil. Bu sadece Güney’deki halkımızın değil diğer parçalardaki halkımızın da motivasyonunu etkiledi ve onurunu zedeleyecek bir durum haline geldi. Bir karar alındığında iyi tartıp-ölçüp, zamanlama ve sahiplenme koşullarını isabetli bir biçimde ayarlamak gerekiyor. Ama tüm bunlara rağmen kimi derslerin çıkarıldığına inanmak istiyorum. Kimseye güvenilmediği, sadece özgücüne dayalı hareket edildiği zaman çok farklı sonuçlara varıldığını da gördük. Örneğin, Kerkük’te bayrak indirildiğinde Rakka’da bayrak çekildi. Rakka’daki kendi özgücüne güvenin sonucuydu. Taktiksel ortaklıklar olabilir ama siz kendi özgücünüze güvenerek hareket ediyorsanız vardığınız sonuç hüsran olmaz. Güney’deki durumda Amerika’ya güvenmekle ilgiliyi. ‘Biz müttefikiz, Amerika yanımızdadır, bizi yalnız bırakmaz’ diye düşünüldüğü için ortaya böyle bir sonuç çıktı. Bu açılardan baktığımızda etkilerini böyle sıralayabiliriz.

EFRÎN’E SALDIRI, HEWLÊR’E SALDIRIDIR

– Geçtiğimiz günlerde Mesut Barzani’nin Efrîn ile ilgili ‘Oraya peşmerge göndermek sorunu çözmez’ şeklinde nispeten mesafeli bir açıklaması oldu. Ulusal birlik ve Ulusal Kongre’nin tartışıldığı bu ortamda bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bakın oraya Efrîn olduğu için saldırılmıyor. Ya da Kobanê’ye saldırılar olduğunda Kobanê olduğu için değildi. Amaç Kürtlere, Kürt varlığına yöneliktir. Kürdün kendi tarihine, geçmişine, varlığına sahip çıkmasıyla alakalıdır. Bunu yok etmeye çalışıyorlar. Böyle bir durumda ‘Biz savaşa karşıyız’ demekle sorumluluk alınmış olmuyor. Bizde savaşa karşı olduğumuzu her zaman söylüyoruz. Sorunların dönüp dolaşıp çözüme kavuşacağı yer masadır. Buna kimsenin bir itirazı yok. Fakat şu anda bir saldırı söz konusu. Bu saldırının amacının tamamen Kürt düşmanlığı üzerinden gerçekleştiğini de biliyoruz. Peşmergeyi gönderip göndermemek kendi taktirleridir. Fakat Efrîn’e saldırının Amed’e, Hewlêr’e, Kerkük’e ve Mahabad’a saldırı olduğunu bilerek hareket etmek ve tepkilerini de buna göre ortaya koymaları gerektiği inancındayım ben. O açıdan bunu iyi kavrayıp, günübirlik anlamda değil de ileriye dönük etkilerini de hesaba katarak değerlendirmeler yapmak pozitif bakımdan kazanımları olacaktır. Bunun dışındaki tutumlar içerisindeler olanlar kendi sonlarını getirecektir. Çünkü Kürt halkı artık belli bir örgütlülük düzeyi olan noktaya geldi. Neyin ne olduğunu anlayacak politik kimliğe sahiptir ve bu anlamda da biz öncülük yapan siyasetçilere de düşen görev var olan o duygusal birlikteliği kalıcı hale getirmektir. Bu tür açıklamaları yaparken olaya sadece Efrîn üzerinden değil, Kürtlerin kimliğine yapılan bir işgal olarak değerlendirip yapılması gerektiğini düşünüyorum.

AKP GERÇEKLİĞİNİN FARKINA VARILIYOR

– Ulusal birliğin somut ve statü kazanmış hali olan Ulusal Kongre için bir takım çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar ne aşamada?

Geçtiğimiz Aralık ayının 24’ünde bir toplantı yapıldı. Sadece siyasi partilerden oluşan bir toplantı değildi. Entelektüel, akademisyen, farklı inanç ve düşüncelerden Kürtlerin katıldığı bir toplantıydı. Kimi verimli tartışmalar yürütüldü. Yirmi kişilik bir komisyon kuruldu. Bu komisyon kendi içerisinde inisiyatif anlamında bazı arkadaşları seçtiler. Çalışmalar ve görüşmeler dar tutulmadan devam ediyor. Yazar, şair, din insanı, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve kanaat önderleri gibi Kürtlerin farklı kesimleriyle bir araya geliniyor. Efrîn gündeminin olumlu bir etkisi oluyor bu görüşmelerde. AKP’ye oy veren Kürtler de artık AKP gerçekliğinin farkına varıyorlar. Sistemin iyi ve kötü Kürt politikasının yıkıcı yanlarını görüyorlar. Amacın HDP, DBP’li değil de bir bütün Kürtlerin imha ve inkarına yönelik olduğunu görüyorlar. Bizimde tüm Kürtlerin görüşünü alma çalışmalarımız devam ediyor.

HERKES EFRÎN’E SAHİP ÇIKMALI

– Ulusal Kongre’nin gerçekleşmesi için bir araya gelen bileşenlere bir çağrınız var mı?

Kongre toplandıktan sonra her şey bitmiş olmayacak. Bunun altını çizmek lazım. Ulusal bilincin oluşabilmesi için süreklilik arz eden çalışmaların olması gerekiyor. Yaşadığımız bu konjonktürde Kürtler tarihlerinde hiç olmadığı kadar hem siyasi hem diplomatik hem de bir güç olarak varlıklarını ortaya koymuşlardır. Başka Kobanêlerin, Efrînlerin, Kürtlere karşı saldırgan tutumların olmaması için herkesin aidiyeti ne olursa olsun kendisini katması gerekiyor. Kürtlerin ve Kürdistan coğrafyasında yaşayan tüm halkların menfaatleri gözetilerek çaba sarf etmek gerekiyor. Bunun da yolu tabii ki Ulusal Kongre’dir ve kongre neticesinde devam eden çalışmalardır.

Son olarak da gündem Efrîn olduğu için şunu söylemek isterim: Efrîn küçük bir yer olmasına rağmen tarihi açıdan çok önem arz eden bir direniş. Yirmi küsur gündür havadan ve karadan bombalayarak sivil halka zarar veriyorlar. Oraya düşen her bombanın dört parça Kürdistan’a düştüğünü unutmamız lazım. Buna kesinlikle sessiz kalmamız gerekiyor. Türkiye halklarının Efrîn’e yapılan saldırıların AKP-MHP faşist hükümetinin önümüzdeki seçimlerden güçlü çıkabilmek için teptiplediklerini bilmesi gerekiyor. Bunun bedelini de hep beraber ödeyeceğimizi bilmelerini isterim. Dolayısıyla tüm bu saldırılara ve polisiye uygulamalara Türkiye halklarının sessiz kalmaması lazım. Bu işgal girişimine açık ve net tavır koymaları gerektiği inancındayım. Bu anlamda hem Türkiye hem de tüm Kürdistan halklarına çağrım budur. Efrîn’e sahip çıkılması geleceğimize sahip çıkmak anlamına gelir.

KAYNAK : ANF